1. YAZARLAR

  2. Ersin TOKGÖZ

  3. Türkiyeli İzleyiciler Aptal mı? Ve Adriana Lima Meselesi
Ersin TOKGÖZ

Ersin TOKGÖZ

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Türkiyeli İzleyiciler Aptal mı? Ve Adriana Lima Meselesi

A+A-

Adirana Lima, yenge, vs.

İzleyicilerin en alt katmanı diziseverlerse okurların en alt katmanı da kişisel gelişim masallarına inananlardır. İşte bu en alttakilerin üstünde yükselen bir tip varmış, Metin Hara.

Hara, ortalama her erkeğin hayallerini süsleyen Adriana Lima ile aşk yaşıyormuş. Yani Adriana Lima yengemiz olmuş. Ama gelin görün ki; bu Hara-Lima aşkı kimseyi inandırmadı, Hara’nın aynı Nusret gibi parayı bastırıp Lima üzerinden kendi reklamını yaptığı görüşü genel kanaat olarak magazin basınında dönüp duruyor.

Olabilir mi? Muhtemelen. Yalan satarak kariyer yapmış birinin (Kişisel gelişim goygoyları kuyruklu yalandır çünkü…) aşkının da yalan olması ihtimal dahilinde. Ki bu, eşyanın tabiatına uygundur.

Ama burada eşyanın tabiatına uygun olmayan detay, magazin gazetecilerinin durumu.

Magazin gazetecilerinin asli işlevi, ünlülerin PR’ını yapmak değilmiş gibi, güya Metin Hara’nın Lima üzerinden PR yapmasına set çekmeye çalışıyorlar. Ama son tahlilde her gün Hara-Lima ilişkisini okutuyorlar, bu saçmalığı gündemde tutuyorlar.

O kadar ki, köşesini bir ürün satış reyonu olarak kullanmaktan çekinmeyen Cengiz Semercioğlu bile sözde bu işe soyunuyor.

Diyeceğim şu ki;

  1. Yemeyin. Adriana Lima yenge ya da değil. Magazincilerin hepsi Hara için çalışıyor.
  2. İçerlemeyin. Metin Hara’nın olmasa da Adriana Lima sizin olmayacak.

Türkiyeli dizi izleyicileri aptal mı?

Soru rahatsız edici belki. Ama birileri böyle düşünüyor. Kesin. Yoksa televizyonlar neden izleyicileri aptal yerine koyan yapımlarla dolsun ve daha da fenası neden o yapımlar kabul görüp devam ederek izleyicilere aptal muamelesi çekmeye devam edilsin?

Lümpen uyutmacası dizilerden biri. Kalp Atışı. Yayın günü yeni bölümü, sonraki günler tekrarı dönüp duruyor.

Set hastane, kahramanların hepsi doktor. Ama o da ne? Çoğu 20’li yaşlarda doktorlar. Öyle asistan falan da değil. Asistanlara köpek çeken uzman doktorlar, asistanların “hocam hocam” diye etraflarında pervane olduğu alanlarının pirleri. Az biraz daha büyüğü (yaşı 30 mu?) zaten aşmış bir prof.

O aşamanın bir öncesi, bu doktorları öğrenci olarak görüyoruz ama öğrencilikten uzmanlığa/profluğa geçen zamanda ne birinde en ufak bir zaman hasarı, ne zerre yaşlanma belirtisi ne başka bir yaş almışlık göstergesi.

Oyuncumsu şeylere dair her şey aynı. Sadece pozisyonlar değişmiş. Dizinin geri kalanı özenti saçmalıklar yığını, bahse bile değmez.

Tamam… Bu topraklar bir Robert De Niro gibi bir aktör yetiştirmedi ki, filmdeki yaşlanma sahnesinin gerçek hissi vermesi için kampa girip 4 ayda 65 kilo alsın. Aynı şekilde bir Martin Scorsese’mız yok ki oyuncusu o kiloyu alsın diye filme ara verip oyuncusunu tatile göndersin. O kadarını beklemiyoruz. Biz her şeyin azı ile yetinen, vasata mahkûm bir milletiz.

Ama yine de insaf. Türkiyeli izleyiciyi bu kadar aptal yerine koymak, bize bile biraz fazla değil mi?

Evlilik programı tiyatrosunu gerçekmiş gibi yutuyor olabiliriz. Acun Ilıcalı’nın yarışmamsı kurgularını sorgulamadan satın alabiliriz. Tüm bunlar izleyiciyi “Ne versen alan aptal kitle” görmenize de sebep olabilir. Ama yönetmeni, yapımcısı ya da senaristi artık o çorbada tuzu bulunan her kim varsa… Ya kendi işinize duyduğunuz saygı? 

P.S. Raging Bull’u bulun ve izleyin. Göreceksiniz.

    Önceki ve Sonraki Yazılar

    YAZIYA YORUM KAT

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.