1. YAZARLAR

  2. Nadir YILDIRIM

  3. Temcit Pilavı
Nadir YILDIRIM

Nadir YILDIRIM

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Temcit Pilavı

A+A-

21. Yüzyılı diğer yüzyıllardan ayrıştıran özelliği; aklın ürettiği, duygulara yansıyan yönüyle, yeni bilgileri yeni bir söyleyiş, yeni bir yaklaşım ve yeni metotlarla etkili bir şekilde topluma sunuş tarzıdır.

İslam Dünyasının “bilenlerinin” kendini ifade etme tarzında, üslubunda, temsil ettiği dinin azametine ve ağırlığına uygun olarak, yüzyılın gerektirdiği yöntemlerle kavramları nesillere aktarma yollarını kullanmayı öğrenmesinin zamanı gelmiş ve hatta onlarca yıl geçmiştir.

Her toplumun kendi kültürüyle mayalanmış, sevincini üzüntüsünü, acı tatlı günlerini dile getirme biçimi farklıdır. Bu dile gelişte o toplumun gelenekleri, örf ve adetleri, inançları, felsefi görüşleriyle birlikte dini motifler de aracılık eder.

Ölüm ve doğum dünyanın her yerinde vakidir. Ölen ve doğanlar için sevenlerin bu ayrılışa veya kavuşmaya verdikleri tepkiler de farklıdır. Evlilik, doğum, nişan, uğurlama, anma günü, yıldönümü, özel günler vs vs. Tüm bunların dile getiriliş biçimi o kültürün kendisine özeldir ve tarzı, biçimi usulleri, tartışılmaz, ayıplanmaz, küçümsenmez, garipsenmez. O onlara aittir. Bakar geçeriz.

Ancak bin yıla dayanan kültürel motiflerimizi, maddi manevi zenginliklerimizden süzülüp gelen nesneler dâhil tutum ve davranışları, kendi toplumumuzda göremediğimizde ona yabancılık hisseder, garipseriz. Neden?

Çünkü oradaki motiflerin her birinin bizim için ortak bir anlamı ve bize hatırlattığı bir mazi olmalıdır. Kültürel hatıralarımızda yer almayan, ortak değerlerimizi yansıtmayan her tür tören, bize uzak ve yabancıdır. Bu durumda gözyaşını da ve sevinci de kendimize ait görmeyiz.

Şu da bir gerçek ki hâkim kültür, kendi kültürünü diğer toplumlara bir elbise gibi giydirmeye çalışır. Kültürler diğer kültürlere kendini kabul ettirmek için yine kendi karakterine uygun yollar seçer. Kendisine benzetip onu geliştirdiği kendi değerlerinin rengine boyayarak bir potada eritmeye çalışır. Bunu yapmanın en kestirme yolu sanat, ticaret ve teknolojidir.

Hafıza-i beşer her ne kadar nisyan ile malul ise de hafızanın daha da derin bir yerlerinde, anıların bilinçsizce depolandığı ve bilinçaltı denilen bir yer vardır. Buraya atılan her bir anı, daha sonra insanın dünya görüşünün yönünü ve rengini de belirleyebilecek etkiye sahiptir.

Örneğin Batı bunu küçük yaşlardan itibaren zihinlere renkli, eğlenceli, hayal dünyasının gediklerini kullanarak çizgi film kahramanlarıyla, arka fona serpiştirilmiş melodiler, işaret ve sembollerin daha ileri yaşlarda gördüklerinde ve duyduklarında yabancılık çekmeyecekleri düşünce tohumları ekerek yapmaya çalışmaktadır.

Zamanla küçük zihinlere ekilen tohumlar çimlenir. Gençlik yıllarına geldiğinde artık yabancı kültürden sızanlar yabancı değildir. Sanki daha önce karşılaştığı bir dosttur. Artık daha kendi öz kültürüne yabancı ama ecnebi kültüre de sempati duymaya meyyal bir zihin karşımıza çıkıverir. Oysa bizim bahçenin fidanıdır. Ancak ne kültürümüzdendir ne de değildir.

O artık huzursuz, hırçın, asi, mutsuz. Kendi vatanına ve kendi değerlerine yabancı, yabancıya tanıdık.

Kendi insanıyla kavgalı ve toplumun değerlerine nedenini de anlayamadığı bir şekilde muhalif.

Kundakta kulağına, beş kez de minarelerden okunan medeniyetine ait, yüreğinin bir yerlerinde duyduğu sedanın davete rağmen kafası karışık, hâkim kültürle kendi kültürü arasında, gelgitler yaşayan bir ruh hali.

Bir yanda ekonomik zenginliğini her fırsatta sunan, emperyalist kültürün davet ettiği hayat. Diğer yandan ezik, fakir, horlanmış, itilmiş kakılmış tanıtılan fakir, aç, eğitimsiz, görgüsüz, çağdaş medeniyetten uzak Müslüman(!).

Her gün saçılan yaban tohumlarının ekildiği hayat.

Hani şu meşhur mahalle baskısından uzak, dilediği gibi yaşayabilen, dilediğini yapan, sözüm ona özgü ruhlu bireylerin reklam edildiği, arka planında yaşananları hiç görmediğimiz “şaşalı-şaşırtılmış hayat”.

Çan seslerinin, rahiplerin, rahibelerin müşfik ve yardımsever gösterildiği, haçın her fırsatta izleyenin gözünün içine sokulduğu sahneler.

Ayinlerinin günlük müzik olarak dinletildiği, cinsiyetsizliğin ve sapkınlığın doğal, bireysel bir tercih meselesi olarak lanse edildiği, erkeklerin kadın kılığında taklitler yaptığı kahkahalara boğulduğumuz komedyen soytarılarla dolu diziler.

Hiç yabancı değil… Hiç uzak değil… Sani bunlar eş dost akraba gibi.

Bilinçaltına yerleştirilmiş bubi tuzaklarını patlatma zamanı… ve kendi kültürüne yabancılaşan, diğer kültüre de ulaşamayan iki kültürden de nasipsiz…

Hangimiz Hz. İsa’yı, Hz. Musa’yı ve daha da ileri gidelim Hz. Muhammed’i kendi yaptığımız ödül almış filmlerden tanıdık? Kendi peygamberimizin hayatını dahi “Çağrı” isimli filmlerden öğrenmedik mi?

Sabah akşam cıngıl sesiyle Hollywood setlerinden gelen, “Ho! Ho!” sedasının zihinlerde yankılandığı, boy boy reklamı yapılan kırmızı şalvarlı karakterin neyi temsil ettiğini bilmeyen bir tek kişinin kalmadığı bir ortamda kime ne denebilir ki!

Kaygıların kaynağı bu sızıntıya alternatif geliştirememiş olmanın doğurduğu suçluluk duygusundan başka bir şey değil. Yılbaşını bir takvim başlangıcı olarak değerlendirmenin de zaten sakıncası da yok Sakıncalı olan, “Noel Baba” yı bile şaşkına çeviren, “Noelcilik”.

Çok şükür ki son yıllarda meselenin sadece eğlence meselesi olmadığını, bir kültür saldırısı olduğunu anlamış sanatçılarımızın sayısında artış var:

Yönetmen Eda Sürmeli tarafından Ali Kuşçu, El Biruni, Farabi, İbn-Haldun, İbn Sina, İbn Rüşd, Molla Fenari gibi kültürümüzün saklı hazinelerinin gün yüzüne, zihinlerimize ekilecek tohuma dönüştürülerek çıkartıldığı şahsiyetlerin “Yedi-i Velayet, Yedi Vilayet” kısa filmleri bunlardan biri.

Yine yönetmen Burhan Kul ve ekibince hazırlanmış “Müziğimin Mimarları” isimli eserde: 6-11 Yaş grubuna yönelik hazırlanmış bir çalışmada Itri’den Aşık Veysele, Hacı Arif Bey’den Aşık Mahsuni’ye kadar şahsiyetler çocuklarımızın zihinlerinde çiçek açacak tohumlar haline getirilmiş çalışma.

Siz, Noel Babaya ve Noel Babacıya kızmayı bırakın ve çocuklarımıza yitik hazinelerimizden çıkaracağınız, medeniyet tohumlarını işleyip onların anlayacağı dilden sunun.

Bu çalışmalara benzer daha çok emek vardır eminim ve olacaktır. Daha mükemmeli de olacaktır. Yeter ki destek verip onlardan daha iyisini isteyelim.

Emin olun bu konu samimiyetten uzak birkaç kuru fetva ile geçiştirilecek bir sorun değil.

Sanatta beyaz perde sanayinde, kendi öznel kültürümüze ait dimağları cezbedecek alternatif çalışmalar yapmadığımız sürece kendi masal kahramanlarımızla, kendi medeniyetimize ait ninnilerle çocuklarımızı büyütmediğimiz sürece, kültürümüzle barışık içerikli teknolojik ürünler üretecek sanayimizi geliştirmediğimiz sürece, her yıl bu pilavı yeniden yeriz. Yağ katar yeriz, yoğurt katar yeriz, su döker yeriz. Ama biz artık temcit pilavı yemek istemiyoruz.

Artık yeni yıllarda yeni şeyler söylemek lazım, medeniyet mefkûresi için genomu bozulmamış tohumlar ekip biçmek lazım cancağızım.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum