1. YAZARLAR

  2. Engin KAŞDAŞ

  3. Siyaseti kısır tartışmalara mahkûm etmek!
Engin KAŞDAŞ

Engin KAŞDAŞ

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Siyaseti kısır tartışmalara mahkûm etmek!

A+A-

Aslında Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni biraz takip edenler, genel kurul gündemindeki tartışmalara biraz kulak kabartanlar, siyasetin nasıl da içi boş, anlamsız, kimseye faydası olmayan meselelerle pasifize edildiğine şahit olurlar.

Üretken ve yapıcı bir muhalefet anlayışı yerleşmediğinden, muhalefet etme görevinin de iktidar partisinin sorumluluk alanına ihale edildiğini buraya not olarak bırakalım…

Çok fazla derinlere girmeye ya da gerilere gitmeye gerek yok aslında, içinde bulunduğumuz ortama dair fikirler almak için. Çünkü tartışmalar ceviz kabuğu, fındıkkabuğu, zeytin… Daha geçen haftanın meseleleri. Ana muhalefet milletvekillerinin çok çalışmış, her meseleye hakim bir edayla, meclis kürsüsündeki şiirsel iğnelemeleri, HDP milletvekillerinin hala başka bir ülkenin vatandaşı ve mebusu gibi parmak sallayarak savurdukları klasik tehditleri vesaire vesaire…


Zeytin dalından söz edip zeytine takılmak işte bütün mesele. Hani bunlar muhalefet ya; iyi kötü her şeye muhalefet. Sırf Erdoğan istedi diye her şeye. “İstemezükçüler” dediğimizde kızıyorlar. Ama öyle. İç Tüzük görüşülecek, meclisin icraatlarının önündeki en büyük engel olduğunu bildikleri halde, değişesi gerektiği konusunda kimsenin tereddüdü olmadığı halde Meclis Başkanı’nın nazik davetine maslahatgüzar seviyesinde katılım… Yani kısaca cevap: Ne derseniz hayır

Mübarek Ramazan ayı, şeytanların zincire vurulduğu, başı rahmet ortası mağfiret ve sonu ebedi azaptan kurtuluş olan mübarek Ramazan ayı. Paylaşmanın, kardeşliğin, birlik ve beraberliğin zirveye ulaştığı ender zamanlar. Hani dedik ya, şeytanlar zincire vurulur bu ayda. Şeytanlıklar hiç eksiz olmaz ama bazılarında. Mesela Meclis Başkanı iki tür iftar vermeyi kararlaştırır; birincisi sadece kadın milletvekillerinin katılacağı bir iftar programı, ikincisi de bütün milletvekillerinin katılacağı bir iftar programı olacaktır. Şeytanlık burada devreye girer ve birileri Meclis Başkanı’nın haremlik selamlık iftar programı düzenlediği tesini ortaya atarak günlerce bu yalan üzerinden siyaseti yıpratma gayretine düşer. Meclis bununla uğraşır, ana muhalefet sözcüleri genel kurulda bunu ateşli ateşli eleştirirler… Gerçek ne peki; kadınlara pozitif ayrımcılık. İkinci iftara kadın erkek tüm milletvekilleri davetli. Yesinler sizin muhalefet anlayışınızı…


Daha bu saçmalığın etrafa yaydığı iğrenç kokular geçmeden, yeni haftaya yeni bir içi boş tartışma ile başladık. Bizim malum ana muhalefet; “davete icabet sünnettir” felsefesine bayrak açarak “Biz TBMM Başkanının iftar davetine de icabet etmezük” demişler. Hani bu hezimete uğradıkları 16 Nisan referandumu ve sonrasında göstermelik bir maneviyat hamleleri olmuştu ya, işi daha da ileri götürerek merhum milli görüş lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ı rahmet ve minnetle yad etme mesabesine ulaşmışlardı Saadet Partisi ile flört seanslarında… Hani imkansız ama yine de insan umut ediyor. Fakat nerdeee… İftar davetini “israf” türünden fitne kokan bir bahane ile elinin tersi ile itip bundan medet umacaklar bayrama kadar…


Bu cenahta çok aç tavuk buğday hikayeleri var. Son 15 yılda bel bağladıkları o kadar çok şey yıkıldı ki; durum yenilen pehlivan meselesini çoktan geride bıraktı. Hani şu kuvvetler ayrılığı ilkesini savunurken, parlamentonun işlevsiz hale getirildiğini iddia ediyorlar ya; parlamentoyu da siyaseti de “Çukur” seviyesinde yaptıklarını artık gizleyemiyorlar.


Bunlar “muhalefet” adı altında saçmalayadursun, dünyada uluslararası dengeler açısından çok ciddi gelişmeler yaşanıyor. Suriye merkezli savaş, Kuzey Irak merkezli bağımsızlık, Katar merkezli küresel çıkar krizleri ile bölgemizdeki dizayn operasyonunun son versiyonu devrede…

Özellikle Katar krizinde Türkiye’nin bir sonraki hamleyi hesaplayarak attığı adımları (Katar tezkeresi, gıda takviyesi), Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bölgeyi büyük sıkıntıya sokacak ve mezhep kavgalarına kadar sürükleyecek bu krizin derinleşmesini önleme noktasındaki diplomatik görüşmelerini, siyasetin bu aciz kanadının idrak etmesini beklemiyoruz. Her şeyin başında da sonunda da söyleyecekleri şeyi ezberledik çünkü: Ne işimiz var orada?

Ancak Suriye, Irak, Afganistan, Libya örnekleri yeterince can yakarken bölgemizde yeni bir “savaş” cephesinin açılması, tek kazananın Siyonist/Terörist İsrail devleti olduğu tarihsel süreci tepeden tırnağa inkâr ve her türlü yenilgiyi baştan kabul anlamına geliyor. Artık “ne işimiz var orada?” tezini de, sahiplerini de çöp sepetine atmanın zamanıdır. Etrafımızdaki her gelişme, ülkemizin geleceği ile doğrudan ilgilidir. Tezatları fark etmek ve hamleleri önceden yapmak sonra çok geç kalmış olmayı tarihe gömüyor.


Terör örgütlerine her türlü desteği verip başkalarını teröre destek vermekle suçlamak, kara listeye aldığı ülkelerle astronomik rakamlarla anlaşmalar imzalamak, dün düşman olduğun ülkelerle bugün gizli kapaklı işler çevirmek; bütün bunlar gözümüzün önünde yaşanıyor. Birilerinin zeytin dalına takılıp kalması, dünyayı durdurmuyor ne yazık ki.

Ortadoğu’daki gelişmeleri, kendi ülkemizin ve insanımızın geleceği açısından iyi okumamız gerekiyor. Bölgemizdeki her parçalanmışlık, akan kanın daha da yayılması, insanlık trajedilerinin artması, taşların bir bir devrilmesi anlamına geliyor. Sıra bize gelmeden, bütüncül düşünmek, birlik ve beraberlik içinde hareket etmek ve siyaseti tam da böyle bir dönemde kısır çekişmelerden uzak tutmak durumundayız.

***


Türkiye ekonomisinin yılın ilk çeyreğinde beklentilerin üstünde (% 5) büyümesi felaket tellallarına cevap olsa da, sürdürülebilirliği elden bırakmamak ve son derece temkinli olmakta fayda var. Borsa’nın 100 bin çıtasını zorlaması da, akıllara Gezi ihanetini ve ekonomimize vurulan büyük darbeyi getiriyor. İnsan ister istemez, ülkemize dönük her senaryonun arkasında bu niyeti arıyor. Hele hele, kendi ülkesine ekonomik ambargo çağrısı yapabilen Ana Muhalefet milletvekilleri, 15 Temmuz ihanetine “kontrollü darbe” diyen Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı varken…


***


FETÖ’den yargılananların eldeki delillere, görüntülere rağmen mahkemelerdeki pişkin tavırları ve inkâr stratejilerinin benzerliği örgütlü suç kapsamında değerlendirilerek bu hainler hakkında bu suçtan ayrı bir işlem yapılmalı.

***

Selam ve dua ile…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.