1. YAZARLAR

  2. Engin KAŞDAŞ

  3. Siyaset ve ihanet üzerine…
Engin KAŞDAŞ

Engin KAŞDAŞ

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Siyaset ve ihanet üzerine…

A+A-

Dünden bugüne yaşadıklarımız, şahit olduklarımız hakkında bir analiz yapma zorunluluğu doğdu…


Bir grup toplantısı düşünün, kürsüde bir genel başkan, karşısında milletvekilleri, toplantıyı izlemeye gelen partililer…


“Faşizme karşı omuz omuza”, “Gün gelecek, devran dönecek … halka hesap verecek” sloganları atılıyor.


Arada bir genel başkan gaza gelsin diye “başbakan …” diye bağırılıyor; “istemem yan cebime koy” edasında havaya kalkan sağ elin işaretiyle susuluyor.


Kendisinden bekleneni yapmak yerine kendisinden isteneni yapmaya kodlanmış genel başkan, zaman ayarlı mesajlar veriyor.


Mesela, 15 Temmuz darbe ve işgal girişimi için “Kontrollü darbe” ifadesini kullanıyor.

 

“Daha önce de kullanmıştı, ne var bunda?” diyenler varsa izah edelim.


15 Temmuz darbe ve işgal girişiminin arkasındaki isim; bugün güney sınırımızı kevgire çevirerek gözünü topraklarımıza diken bölücü terör örgütlerine silah yardımı yapan ABD’nin himayesinde. FETÖ terör örgütü lideri Fetullah Gülen’in iadesi Türkiye ile ABD arasındaki en büyük kriz konularının başında geliyor aslında.

 

***


Irak ve Suriye’deki her hamlemizde Amerika’nın FETÖ liderini pazarlık konusu yaptığından kimsenin şüphesi olmasın.


***

 

Malum genel başkan; kuyruğunu tutanlara şirin görünmek için “kontrollü darbe girişimi” dese de, 15 Temmuz darbe ve işgal girişiminin FETÖ tarafından gerçekleştirildiği ve doğrudan Fetullah Gülen tarafından koordine edildiği şüphe götürmez bir gerçek. Bu gerçeğin sayısız kanıtı sunulduğu halde, ABD’nin FETÖ liderini himaye etmesi, en küçük bir adli işleme gerek duymaması, Adalet Bakanlığı vasıtasıyla iletilen belgelerle ilgili bugüne kadar her hangi bir işlem yapmamış olması ne ile açıklanabilir?

 

***


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD ziyareti ve Trump ile görüşmesinin ana gündem maddesinin Türkiye’yi hedef alan terör örgütleri (PKK-FETÖ-PYD-YPG) olduğunu hazırlatalım.

 

***

 

Malum genel başkanın grup toplantısında yaptığı konuşmada özenle seçtiği ifadelerin bir tesadüften ibaret olmadığını, “zaman ayarlı” mesajlarla kimlere ve nerelere göz kırptığını kamuoyu çok iyi idrak edecektir.

 

Siyaset deyince “meclisi bitirdiler” yaygarası koparan, Yargı deyince “iktidarın sopası” benzetmesi yapan, millet deyince de 51,4’ü yok sayan bu zihniyetin her dönemde ülkesinin elini zayıflatmak için çalışmasın şaşırmıyoruz aslında.


Lakin milletin meclisinde, “Gazi” meclis kürsüsünde konuşurken terör örgütlerini ve gazeteci, akademisyen, siyasetçi kılıklı sözcülerini masumlaştırma, aklama, temize çıkarma çabasının bir genel başkana kazandıracaklarını ve kaybettiklerini şöyle bir tahlil ettiğimizde aklımızdaki soru işaretlerinin de haklılığını gözler önüne sermiş oluyoruz.

 

15 Temmuz’da Denizli’de darbeyi durduran isimlerden biri olan, FETÖ ile mücadelede üstün başarı göstermiş, örgüte büyük darbeler indirmiş kahraman bir Cumhuriyet Başsavcısı’nın trafik kazasında hayatını kaybetmesini “İlk FETÖ iddianamesini hazırlayan Başsavcı Mustafa Alper'i kamyon biçti” başlığı ile duyurmayı “Habercilik” kavramı ile izah etmek ve masumlaştırmak;

 

Rakka’daki çatışmalarda öldürülen bir teröristin “Ulaş Bayraktaroğlu Rakka operasyonunda yaşamını yitirdi” ifadeleri ile haberleştirilmesini görmezden gelmek;

 

FETÖ’nün medya ayağına yönelik operasyonlarda gözaltına alındıktan sonra tutuklanan kilit isimleri (Nazlı Ilıcak, Altan Kardeşler vs) sütten çıkmış ak kaşık mesabesinde sahiplenerek FETÖ ile mücadeleyi karalamak;

 

15 Temmuz’da tankların, savaş uçaklarının doğrudan hedef aldığı milletin yaşadığı acıları ve mağduriyetleri yok sayarak; görevden alınan, tutuklanan FETÖ’cüleri “asıl mağdurlar” diye lanse etmek;

 

OHAL ve KHK’ların hedefindeki terör örgütlerini ve bu örgütlerin mensuplarını kayıtsız şartsız savunmak;

 

Terör örgütü PKK’nın gölgesinde siyaset yapılması, HDP’nin tutuklu eş genel başkanı Selahattin Demirtaş’ı cezaevinde ziyaret eden milletvekillerinin çarşaf çarşaf basına yansıyan güzellemeleri karşısında “kör, sağır ve dilsiz” rolü oynamak;

 

Terör örgütlerinin mantar gibi türediğini bile bile “Suriye’de ne işiniz var?” diyerek kendi ülkesinin, hükümetinin karşısında dikilip; o terör örgütlerine silah verilerek Türkiye’nin doğrudan hedef haline getirilmesi karşısında “dut yemiş bülbül” taklidi yapmak;

 

Terör örgütleri ile iltisakları nedeniyle KHK kapsamında görevlerinden alınan iki öğretmenin başlattığı “açlık grevi”ni HDP ile kol kola girerek memleket meselesi haline getirmek, aylarca ajitasyon yaptıktan sonra; terör örgütü DHKP-C ile bağlantıları ve örgüt adına faaliyet yürüttükleri için cezaevinde yattıkları ortaya çıktıktan sonra “grevi bitirin” talimatı vermek;

 

Ve dahasını bile bile yapmanın karşılığı, ana muhalefet ya da siyaset olamaz bizce. Hele hele kendi ülkesinin Cumhurbaşkanı Amerika’dayken FETÖ’cülerin hamiliğine soyunmanın, teröristleri koruyup kollamanın adı siyaset hiç olamaz.!

 

***

Neden mi yazdık?

 

Yaşadığımız günler, içinden geçtiğimiz süreç; daha çok “milli refleks”lerin ön plana çıkmasını gerektiriyor. Uluslararası siyasette kendi ülkesini/devletini, terör örgütleri karşısında milletini önceleyen bir dilin tercih edilmesi gerekiyor. “Muhalefet”i her şeye itiraz eden “istemezük”çü bir kurum olmaktan kurtararak, yapıcı eleştirinin uğrak noktası haline getirmek büyük önem taşıyor.

 

***

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rusya, Hindistan, Çin ziyaretlerinin ülkemiz ve küresel dengeler açısından önemini kavrayamayan bir siyasi parti genel başkanının grup toplantısında “Putin ile Trump arasında gidip geliyor” şeklindeki hezeyanı siyasi acziyetin en dip noktasıdır bana göre.

 

Bu sözleri sarfeden genel başkanın; Trump ile görüşmesinin ardından kameralar karşısına geçen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’nin milli çıkarları konusunda asla taviz verilmeyeceğini, adı ne olursa olsun (PKK, PYD, YPG, DAEŞ) bölgesindeki terör örgütlerinin muhatap alınmasının kabul edilemeyeceğini tüm dünyaya ilan etmesinin ardından saplandığı ruh halini burada resmetmek isterdim. Lakin bu ruh hali yeterince toplumu geriyor ve hasta ediyor.
 

***

 

Erdoğan Trump görüşmesi ile ilgili olarak da; ceketinin düğmesine, görüşmenin süresine, cımbızla ayıklanan (Yahudi mantığı) kelimelerine kulp takmaya çalışan ahmak sürüsünün 15 yılda “tokat” manyağı olduğu gerçeğini unutmayalım. Tek kaynaktan beslendikleri ve sadece at gözlüğü takabildikleri için “umutsuz vaka” tabirine çok yakışıyorlar.

 

***

 

Son bir not:

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD ziyaretine denk gelen ihanet sadece içeride yaşananlarla sınırlı değil. ABD’de FETÖ’nün finanse ettiği kongre üyelerinin Türkiye aleyhine mektup yazması, teröristbaşı Gülen’in Washington Post'a yazı yazarak Türkiye’yi şikayet etmesi ve NATO’yu müdahaleye çağırması, PKK/PYD terör örgütü üyelerinin ziyaret sırasında Erdoğan karşıtı eylem yapması ve dahası var…

 

Ben içerideki ihanetle, dışarıda yaşanan bu gelişmeleri tesadüfi ve bir birinden bağımsız olarak görmüyorum.

 

Selam ve dua ile…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.