1. YAZARLAR

  2. Ahmet Belada

  3. Şehir Buluşmaları 5- Malatya
Ahmet Belada

Ahmet Belada

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Şehir Buluşmaları 5- Malatya

A+A-

Cenkten cenge koşan Battal Gazi*, manevi dünyamızın mimarlarından Niyazi Mısrî,* genç Türkiye’nin kurucularından İsmet İnönü, değişim ve dönüşümün öncülerinden Turgut Özal ve daha nice mümtaz kişilerin memleketi Malatya... Diyanet olarak iki günlük çalışma programı için Anadolu’muzun en güzel ve en şirin şehirlerinden Malatya’da idik. Havaalanından İnönü Üniversitense kadar, yani şehrin bir ucundan diğer ucuna, kaç kilometredir bilmiyorum ama yollar kadar çevresinin de düzgün olması ilk etapta şehir hakkında insanı kanaat sahibi yapıyor. Şoförümüze; ‘asfaltın diğer tarafları da aynı tertip düzende midir’ diye sordum. Biraz mütereddit davranmakla beraber yaklaşık aynı olduğunu söyledi. Daha sonra gördüklerimiz bunu doğruladı. Şehrin güzelliğinde rolü olan hemen herkese çok teşekkür ederim.

Malatya dendiğinde aklıma gelen ikinci ve önemli bir husus da Said Çekmegil abi ve onun Malatya’da oluşturduğu sohbet geleneğidir. Hemen her dükkânda bir sohbet meclisi olduğunu biliriz. Nitekim açılış konuşmasında Malatyalı Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkçi de bu konuya değindi. Hatta Bakan; “bir dükkâna uğrar da bir şeyler anlatırsanız hemen size ‘bu ayet mi, hadis mi?’ diye sorarlar” derken Malatya halkının din konusundaki hassasiyetine dikkat çekti. Belki de bu anlayıştan olacak ki Malatya’da dini ve kültürel yapı oldukça iyi gözüküyor.

Malatya’dan bahsedip de Saatçi Musa Çağıl abiden bahsetmemek olur mu? O Mehmet Emin Yalman’ın vurulmasından dolayı hiç suçu olmamasına rağmen nâ-hak yere uzun süre hapis yattı. Aynı suçtan Necip Fazıl Kısakürek’in yattığı gibi... Fakat daha sonra Musa abi Ankara’ya gelerek açtığı saatçi dükkânında siyasi ve kültürel birçok çalışmalar yapmıştır. Evi olmayan talebelere ev, kitabı olmayanlara kitap teminine varıncaya kadar bir sürü hizmette bulunmuştur. Halen Ankara’da yaşayan Musa abiye hayırlı ömürler dilerim.

İlk gün programından otelimize geldiğimizde çevremizi gezmek istedim. Kaldığımız otelin çaprazında Kültür Merkezi tabelası, hemen sağında yeni ama eski görünümlü güzel evler, Kültür Merkezinin diğer karşısında büyük bir kütüphane dikkatimi çekti. Bütün bunlar o şehrin kültürel yapısını göstermesi açısından son derece önemli.

Bilindiği üzere Malatya 2014 yılında Büyükşehir oldu. Bundan dolayı mı bilemem yolun ortasında oldukça büyük tabelası olan şirin mi şirin Belediyenin sosyal tesisine uğradım. Kahve siparişimi verdikten sonra oradaki yetkililerden şehir ve şehrin insanı hakkında epeyce bilgi aldım. Şifahi bilginin yanı sıra şehrin tarihini anlatan matbû kitaplarının olup olmadığını sordum, yokmuş. Kültür merkezinde de bulamadım. Üniversitede ise sadece turizm rehberi niteliğinde bir kitap bulabildim.

Malatya şehir buluşmamızda en önemli husus, DİB olarak bizim de katılımcısı olduğumuz, 24. İlahiyat ve İslami İlimler Fakültesi Dekanlarının toplantısının olmasıydı. Bu sayede birçok dekan arkadaşımla da görüşme imkânı yakalamış oldum.

İlk toplantımız Cuma günü sabah saat 10’da İnönü Üniversitesi konferans salonunda yapıldı. Protokol konuşmalarını İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Fikret Karaman, Rektör Prof. Ahmet Kızılay, MEB Din Öğretimi Genel Md. Nazif Yılmaz, YÖK Başkanlığı adına Prof. Rahmi Er, Malatya milletvekili ve Genel Başkan Yrd. Öznur Çalık, Vali Ali Kaban, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Erbaş, Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkçi ve Başbakan Yrd. Bekir Bozdağ yaptı.

Konuşmaları dinlerken gözümün önüne meşum 28 Şubat’ın korkusuz savunucusu İnönü Üniversitesi eski Rektörü Prof. Fatih Hilmioğlu geldi. Dine ve dindarlara mesafeli, mesafeli olmanın da ötesinde karşı duruşuyla dikkatleri üzerine çeken rektör. Şimdi ise rektörlük yaptığı üniversitede Kuranlı, dinli, imanlı toplantı yapılıyor. Acaba bizleri izlerken Hilmioğlu ne hissediyor, doğrusu bilmek isterim. Acaba bizim yaşadığımız/hissettiğimiz hüznü tersinden o da yaşıyor mudur? Öyle ki onlar o zaman savundukları anlamsız görüşlerinin bin yıl süreceğini iddia ediyorlardı. Hele hele başörtülü kız kardeşlerimizi kapılarda ağlatmaları… İkna odalarında psikolojik baskı uygulamaları...

Konuşmaları dinlerken o günler film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Hele hele dereceye giren başörtülü kızlarımıza, bırakın hak ettikleri ödüllerini vermeyi salona dahi almıyorlardı. Hasbelkader eğer başörtülü bir kızımız salona girmişse ya apoletli askerler onu salondan attırıyor veya kendileri çıkıp gidiyorlardı. Bahsettiğim tüm bu olaylar hatta daha fazlası bu ülkede bu memlekette (Malatya’da) yaşandı. Yukarda ifade ettiğim gibi birbirinden değerli hatipler konuşurken tüm bu yaşanmışlıklar aklıma geldi. Sebebini bilmiyorum ama bu konuya değinen olmadı. Çok az da olsa sadece Öznur Çalık Hanım buna işaret etti.

Bir gün sonraki kapanış programında değerli Ali Erbaş dekanlığı döneminde yaşadığı dramatik bazı hadiseleri anlatırken söz boğazına düğümlendi ve gözyaşını tutamadı… Evet, o karanlık, tedirgin ve rahatsız edici günlerden buralara geldik. Ne kadar hamd etsek azdır.

Protokol konuşmalarından sonra verilen aradan sonra topluca Cuma namazı kılındı. Cuma namazından önce üniversite camisinin temeli atıldı. Yediğimiz öğle yemeğinin ardından İstanbul İlahiyat Fakültesinin Dekanı ve Din İşleri Yüksek Kurul Üyesi Murtaza Bedir, Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürü Nazif Yılmaz, Sinop Üniversitesi Rektörü ve İlahiyat Fakültesi Dekan Vekili Nihat Dalgın ve Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’tan oluşan komisyon çalıştayın ilk oturumunu gerçekleştirdiler.

Bu oturumdan iki somut teklif ortay çıktı: Birincisi; Ali Erbaş hocanın “tüm camilerimizin, mihrab, minber ve kürsüleri ilahiyat ve İslami İlimler hocamıza açık…” teklifi.

  1. de Nazif Yılmaz Bey’in; “Milli Eğitim, Diyanet ve İlahiyat/İslami İlimler Fakülteleri’nin ortak hareket edilmesinin gerekliliğini vurgulama…” teklifiydi.

Cuma akşamı kaldığımız otelin salonunda Sivil Toplum Kuruluşlarının (STK) katılımıyla gerçekleşen bir toplantı düzenlendi. Başkanımızın kısa bir konuşmasının ardından STK temsilcilerinin görüş ve önerilerine yer verildi. Yaptıkları teklifler bir bir not edildi.

 

Sabah namazından sonra Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Ramazan Muslu Bey’in başkanlığında İlçe müftüleriyle bir toplantı yapıldı.

Diyanet İşleri Başkanı, İl Müftümüz Ümit Çimen, Başkan Yardımcımız muhtereme Huriye Martı’yla birlikte Aile ve Dini Rehberlik Bürosunu ziyaret ettik. Ardından TDV tarafından yapılan Hac bürosunun açılışını gerçekleştirip akabinde müftülüğümüzü ziyaret ettik. Bilahare hayırsever bir vatandaşımızın anahtar teslimi yaptırdığı Ilıcak Kuran Kursunun açılışını gerçekleştirdik.

 

24. İlahiyat ve İslami İlimler Fakülteleri Toplantısı ve Diyanet’in de paydaşı olduğu iki günlük çalıştayın sonunda tespit edilen sonuç bildirisinin okunması için tekrar İnönü Üniversitesine gittik. Bildiriyi Bayburt Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Nasrullah Hacımüftüoğlu okudu.

Sonuç bildirisinin ardından Başkanımız aynı salonda Malatya’daki tüm din görevlilerine içli bir konuşma yaptı. Ali Ulvi Kurucunun hatıralarından verdiği güzel örneklerin ardından 28 Şubat döneminde Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı iken yaşadığı bazı olumsuz hatıralardan bahsetti. Hem kendi hem de dinleyicileri duygulandırdı.

Konuşmanın başında okuduğu ayeti sonunda bir kez daha okuyarak, tüm görevlilerimize bir şeyhin müritlerine verdiği vird gibi vird verdi. “Nasıl ki Cenab-ı Allah Peygamberimize ‘Ey örtüsüne bürünen kalk ve inzar et…’ diyerek tebliğ etmesini istemişse, biz de Peygamberimizin varisleri olarak, üzerimizdeki atalet örtüsünü atıp Allah rızası için çalışmalıyız.” diyerek konuşmasını nihayetlendirdi.

 

Teşekkür:

Sorunsuz bir şekilde gerçekleştirdiğimiz Malatya şehir buluşmamızda emeği geçen başta Başkanımıza, Başkan Yardımcılarımıza, Genel Müdürlerimize, Daire Başkanlarımıza, çalışmalarımızı ekrana taşıyan basın bürosuna, emektar Mustafa Irmak ve Adil’e, Başkanımızı bir an bile yalınız bırakmayan korumalarımız Sadık ve M. Emin’e, her daim Başkanımızı rahatlatmaya çalışan Hasan Dağ ve Sinan’a, özellikle Özel Kalem Müdürümüz Hasan Güçlü’ye teşekkür ederim.

Bir teşekkürü de hiç şüphesiz Malatya müftümüz Ümit Çimen ve fedakâr bayan ve erkek mesai arkadaşları hak ediyor. Onlar da kusursuz denecek bir organizasyon gerçekleştirdiler. Kendilerini gönülden tebrik ediyorum.

Diğer taraftan bir an olsun Başkanımızı ve bizleri yalınız bırakmayan ve üniversite imkânlarını seferber eden kıymetli rektör ve arkadaşlarına çok teşekkür ederim.

Ahmet BELADA

-------------------0---------------

  • BATTAL GAZİ

Battal Gazi asıl adı “Cafer” olmakla beraber sonradan yiğitliği dolayısıyla Battal ismini alan, buna soyunun Hazreti Peygambere nispet edilmesi arzusuyla eklenen “Seyyid” ve sürekli kaza yaptığı için “Gazi” sıfatı ile birlikte “Seyit Battal Gazi” olarak bildiğimiz bu şahsiyet, tarihi bir şahsiyet iken zamanla bir destan kahramanına dönüştürülmüştür. O bütün hayatı şahsiyeti ve mücadelesiyle Anadolu'nun türkleşmesi ve islamlaşması sürecinin en sembol ismidir. Hayatı sürekli mücadele içinde geçen Battal Gazi'nin, bu mücadelesi önce sözlü gelenekte oluşan “Battalname” adlı eserlerle ebedileştirilmiştir. Sonra da bu metinler yazıya geçirilmiştir. Dil, tarih ve edebiyat bakımından da önem taşıyan bu eserler, asırlar boyunca geniş halk kitlelerinin zevkle okuduğu/dinlediği eserler olmuştur.

Battal Gazi genel anlamda bütün Türkiye ve Türklerin yaşadığı diğer coğrafyalar için önemli olmakla beraber Malatya için daha özel bir öneme sahiptir. Çünkü Battal Gazi Malatyalıdır. Bir yerde Battal Gazi demek Malatya demektir. Zaten bu yüzdendir ki, eski Malatya olarak bilinen ilk yerleşim yeri bugün “Battal Gazi İlçesi” olarak adlandırılmıştır.

Kaynakların çoğunluğunun da gösterdiği gibi 8. yüzyılda Emeviler devrinde bu şehirde yani Malatya’da doğmuş vefatına kadar burada yaşamıştır. Son cihadında Eskişehir yakınlarında ki bugün kendi adını taşıyan Seyitgazi İlçesi civarında 730 veya 740 lı yıllarda şehit olmuş ve oraya defnedilmiştir.

  • NİYAZİ MISRÎ

Asıl adı Mehmet olan Niyazi Mısrî mahlasıdır. Malatya’nın Soğanlı köyü olan İşpozi kasabasında 1618’de doğdu.

Babası, yöresinin önde gelen Nakşbendi tarikatı mensubu Soğancızâde Ali Çelebi'dir. Mısrî mahlası tahsilini Mısır'da yaptığından dolayıdır.

17. yüzyıl Halveti tarikatının Niyâziyye veya Mısriyye kolunun kurucusudur.

Çeşitli medreselerde eğitim görmüş ve farklı yerlerde tasavvuf bilgisini geliştirmiştir. 1655 yılında Halveti şeyhi Ümmi Sinan'dan hilafet alarak irşada mezun kılınmış, memleketin pek çok yerinde vaazlar vererek halkı irşat etmeye çalışmıştır.

Şöhreti her yana yayılan Niyazî Mısrî, ordunun maneviyatını yükseltmek için altı yaşında iktidara gelen ve otuz dokuz yıl iktidarda kalan Sultan IV. Mehmet tarafından Lehistan seferine götürülürken Edirne’de verdiği vaazın ardından tutuklanmıştır. Hakkında ileri sürülen iftiralardan sonra Limni adasına sürülür ve burada on beş yıl çileli bir hayat yaşar.

Ölümünden bir yıl kadar önce affedilir ve Bursa'ya döner. Fakat Bursa Kadısının şikâyeti üzerine tekrar Limni'ye gönderilir ve burada vefat eder. Osmanlı sultanı tarafından sürgüne gönderildiği Limni adasında 1693 yılında vefat etmiş olup oraya defnedilmiştir.

Divanı'nın yanı sıra, çok sayıda eseri bulunmaktadır.

 

Sonuç bildirgesi

Bayburt Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nasrullah Hacımüftüoğlu’nun kamuoyu ile paylaştığı sonuç bildirgesi şu maddeler yer aldı:

“24. İlahiyat ve İslami İlimler Fakülteleri Dekanlar Toplantısı” Başbakan Yardımcısı Sayın Bekir Bozdağ, Gümrük ve Ticaret Bakanı Sayın Bülent Tüfenkçi, Diyanet İşleri Başkanı Sayın Prof. Dr. Ali Erbaş, Yükseköğretim Kurulu Başkan Vekili Sayın Prof. Dr. Rahmi Er ve Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürü Sayın Nazif Yılmaz’ın teşrifleriyle, 23-24 Mart 2018 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi’nin ev sahipliğinde 78 Dekanın katılımıyla Malatya’da gerçekleştirilmiştir.

İki gün boyunca devam eden geniş katılımlı toplantıda eğitim ve öğretim faaliyetleriyle ilgili birçok önemli konu müzakere edilmiş; İlahiyat ve İslami İlimler Fakülteleri arasında eşgüdüm sağlamak, sorunlarına çözümler üretmek ve yüksek din öğretiminin niteliklerini daha da geliştirmek amacıyla İlahiyat ve İslami İlimler Fakülteleri Dekanlar Konseyinin kurulması kararlaştırılmıştır. Yapılan değerlendirmeler sonucunda aşağıdaki hususların kamuoyu ile paylaşılması uygun görülmüştür:

1- 21. asrın başından itibaren artarak devam eden siyasi, sosyal, kültürel ve iktisadi sorunların, Müslüman nüfusun ağırlıkta olduğu coğrafyalarda yoğunlaştığı müşahede edilmektedir. Bu gelişmelerin bir rastlantı olmadığı, arka planında İslam dünyasını zayıflatmaya yönelik maksatlı ve planlı projelerin bulunduğu açıktır. İnsanlığı ve küresel barışı tehdit eden bu girişimlere karşı siyasi, idari, askeri ve iktisadi önlemlerin yanı sıra toplumu aydınlatan ve ortak medeniyet bilincini geliştiren bilimsel ve kültürel faaliyetlerin aktif olarak yürütülmesi hayati önem arz etmektedir.

2- Modernitenin meydan okumaları karşısında sahip olduğu yetkin bilim insanlarıyla İlahiyat ve İslami İlimler Fakültelerine, tarihimizin derinliğinden gelen ilmi ve kültürel mirası değerlendirmek, sosyal hayatta karşılaşılan problemlere çözüm üretmek, toplumun inanç, ibadet, ahlak ile örf ve adetlerini İslam’ın sahih kaynakları ışığında tutarlı bir yöntemle yorumlamak, temsil etmek ve toplumu bilgilendirmek gibi önemli görevler düşmektedir.

3- İslam alimleri dinin temel kaynaklarını hiyerarşik bir düzen içerisinde ele almış, bütüncül bir dini düşünce ve kavrayışın ortaya konulması için ilk zamanlardan itibaren çaba harcamışlardır. İslam’ın temel kaynağı olan Kur’an-ı Kerim, insanın yaratılış gayesini Allah’a iman etmek ve O’nun rızasını kazandıracak amellerde bulunmak şeklinde açıklamış ve bu süreçte akıl, bilgi, istişare, emanete riayet, ehliyet ve adalet gibi rehberlik edici ilkeler ve değerler ışığında çalışmayı ve sorumluluk üstlenmeyi öğretmiştir. Sünnet ise genel anlamda Kur’an’ın beyanı olup onun ahkâmının Hz. Peygamber örnekliğinde bireysel ve toplumsal ölçekte hayata aktarılmasıdır. Bu sebeple İslam’ın Hz. Peygamber tarafından ortaya konulmuş örnekliğini yansıtan sünnet mirasını kategorik olarak reddetme çabalarını bilimsellikle izah etmek mümkün değildir. Buna karşılık Hz. Peygamber’e nispetle mal edilen bütün rivayet malzemesini ortaya çıkış bağlamına, metin içi tutarlılığına, genel ilkelerle uyumuna, insan fıtratı ile ilişkisine ve nihayet dinin temel maksatlarıyla örtüşme düzeyine göre değerlendirmek gerekir. Bu sebeple genellemeci ve parçacı yaklaşımlardan kaçınarak bilimsel bir hassasiyet içerisinde konuyu ele almak inancımızın ve ahlakımızın gereğidir.

4- İslam’ın iki ana kaynağı Kur’an ve Sünnet, insanların faydasına olan konularda getirdiği ayrıntılı hükümlerin yanı sıra, evrensellik ve süreklilik özelliğinin gereği olarak temel ilkeler koymuş ve içtihada açık geniş bir alan bırakmıştır. Bu alan, dinin ilke ve hedeflerine aykırı olmamak şartıyla -İslam bilginlerinin ilk asırlardan itibaren kabul edip uyguladıkları gibi- içtihat yoluyla düzenlenebilecektir. Dolayısıyla zaman ve mekanın şart ve ihtiyaçlarına göre farklı yaklaşımlar ortaya çıkabilecektir. Bunları ayrışma ve çatışma sebebi kılmak yerine İslam ümmetinin bir zenginliği kabul edip saygıyla karşılamak gerekir. Bu doğrultuda tekfirci, dışlayıcı, dayatmacı ve ötekileştirici yaklaşım ve üsluptan titizlikle uzak durulmalıdır.

5- Kur’an-ı Kerim İslam’ın hükümlerini anlatma noktasında; hikmeti, güzel öğüdü, eğitimi, öğretimi, yumuşak ve yapıcı bir üslupla davet etmeyi daima öncelemiştir. Bu itibarla Yüce Kitabımız, itikat, ibadet, ahlak ve muamelata dair temel hükümleri açıklamıştır. Bu hususta âlimler arasında esasa ilişkin bir görüş ayrılığı yoktur. Ancak zamanın ve sosyal hayatın değişiminin bir sonucu olarak ortaya çıkan yeni meseleler ve güncel konular hakkında görüş beyan edilmesine ve mevcut hükümlerin çağın idrakine ve hikmete uygun dille sunulmasına ihtiyaç bulunduğu da açıktır. Bunun ilmi ölçüler içerisinde, bilimsel ortamlarda istişare edilip nihai çözüme varıldıktan sonra tam bir sorumluluk çerçevesinde yapılması gerektiği izahtan varestedir. Ayrıca görüş beyanında takip edilen üslubun “bu bizim görüşümüzdür, en doğrusunu ise Allah bilir” ölçüsünü aşarak nihai ve mutlak doğruluk iddiası taşımasının İslam ilim geleneğiyle uyuşmayacağı ve kardeşliği zedeleyeceği bilinmelidir.

6- İslam, cinsiyetler arasında çatışmayı değil; adalet, merhamet, sevgi, uyum ve tamamlayıcılığı esas almıştır. Buna göre kadın ve erkek arasında mutlak üstünlük iddiası her iki tarafın yaratılış özellikleri ile bağdaşmamaktadır. Üstünlük cinsiyette değil, sahip olunan değerlerde aranmalıdır. İslam, bu konudaki adaletsizliği ortadan kaldırmak için gerekli düzenlemeleri yapmış, kadına hak ettiği konumu ve saygınlığı kazandırmıştır. Tarihi süreçte kadın aleyhine oluşan birtakım olumsuzluklar dinin maksat ve hedefleri dikkate alınarak yeniden değerlendirilmeli, İlahiyat ve İslami İlimler fakültelerinde bu konudaki çalışmalara ağırlık verilmelidir.

  1. Son iki asırda İslam toplumları, kutsalı hayatın merkezinden çıkaran modernizmin ve sekülerizmin meydan okumaları ile karşı karşıya kalmıştır. İslam düşüncesi bir yandan bu meydan okumalara cevap vermeye çalışırken diğer taraftan da kendi içinde, tutarsız yeni yorumlara muhatap olmuştur. Bunun sonucu olarak Müslümanlar kendi gündemlerini oluşturmak yerine modernitenin dayattığı gündemlerle meşgul olmuşlardır. O halde İslam toplumu, geçmişin ilmî birikiminden de yararlanarak günümüzü iyi analiz edip karşı karşıya olduğu sorunlara bilimsel çözümler üretmelidir. Bu çerçevede İlahiyat ve İslamî İlimler Fakülteleri, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü dayanışma içerisinde olmalı ve koordineli çalışmalar yapmalıdır. Bu bağlamda, akademisyenlerin Diyanet İşleri Başkanlığı hizmetlerine katkıda bulunmaları ve vaaz, irşat, cami dersleri, manevi danışmanlık ve rehberlik faaliyetleri gibi çalışma alanlarına fiilen destek sunmaları önem arz etmektedir. Aynı şekilde Diyanet İşleri Başkanlığı da İlahiyat ve İslami İlimler fakültelerinde yapılan bilimsel faaliyetlere imkân ölçüsünde gerekli desteği sağlamalıdır. Özellikle İslamofobi, din istismarı, şiddet, etnik-mezhebî taassup gibi problem alanlarında adı geçen kurumların güçlü bir işbirliği içerisinde olmaları kaçınılmazdır.

8- İslam, barış ve rahmet dinidir. Bireylerin onurunu ve hukukunu kutsal kabul etmiştir. Bu bağlamda her türlü zulmü, haksızlığı, kargaşayı, fitneyi, fesat ve tefrikayı yasaklamış; adaleti, hakkaniyeti, barışı, huzuru, birlik ve beraberliği emretmiş ve yüceltmiştir. Ne yazık ki bu evrensel değerlere itibar etmek istemeyen küresel emperyalist güçler, demokrasi, insan hakları, diyalog, barış ve huzur gibi kavramların da içini boşaltmak suretiyle sinsi planlarla ülkemizi bölmeye ve zayıflatmaya çalışarak içerde ve dışarda, bölücü terör örgütlerinin hedefi haline getirmişlerdir. Bu maksatla ülkemizde ve sınırlarımızı çevreleyen bölgelerde kan döken, masum insanların canına kıyan FETÖ, PKK/ PYD ve DEAŞ gibi terör örgütleri ve bunların uzantılarını maşa olarak kullandıkları ibretle müşahede edilmektedir. Yetişen nesilleri bu örgütlerin tuzağına düşmekten kurtarmak için sahih kaynaklara dayalı, hurafelerden arınmış, şahıslar yerine değerleri üstün tutan, şeffaf ve denetlenebilir bir din eğitimi verilmesinin önemi bir kez daha anlaşılmıştır.

Son olarak, Zeytin Dalı Harekâtıyla elde edilen başarıda emeği geçen bütün devlet ricalimizi, kahraman ordumuzu ve güvenlik güçlerimizi, birlik içerisinde hareket eden milletimizi şükranla yâd ediyor; bu uğurda canlarını feda eden şehitlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize de sağlık ve şifa diliyoruz.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.