1. YAZARLAR

  2. Engin KAŞDAŞ

  3. Recep Tayyip Erdoğan siyaseti, bilek güreşi ve küçük düşünenler
Engin KAŞDAŞ

Engin KAŞDAŞ

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Recep Tayyip Erdoğan siyaseti, bilek güreşi ve küçük düşünenler

A+A-

Merak ediyorum, insan beyni çok fazla düşüncenin çok fazla fikrin çok fazla tezatın arenası haline geldiğinde izlenecek en sağlıklı yol nedir. Aklına gelen, aklından geçen, aklını çelen ne var ne yok kaleme kağıda dökmeli mi, susmalı mı, içine atmalı mı? Yıllara yenilmeyen şeylerin karmaşa karşısında diz çökmesi kaç kelime ila anlatılabilir? Hani yazmayı sadece “edebiyat olsun”dan ibaret görenleri kıskanmıyor değilim bazen. Öyle zamanlar oluyor ki, kaç düşüncenin işgaline maruz kaldığımı unutuyorum.

Düşünce, boğuyor kısacası…

Geride; adına Cumhurbaşkanlığı Yönetim Sistemi dediğimiz tarihi değişikliğin farklı basamaklarını bıraktık. Hani komisyon aşaması, genel kurul aşaması, propaganda aşaması ve nihayetinde 16 Nisan’daki sandık aşaması, hepsi geride kaldı. Asırlardır çok şeyin, çok önemli gelişmelerin, çok tarihi süreçlerin geride kalması gibi.


Düşünce işgali her tarihi gelişmenin ardından yaşanan tezatlarla başlıyor. Her kafadan farklı seslerin çıkması, fırsat kollayıcıların ortalığı bulandırması, herkesin görmesi gereken büyük fotoğrafın milyonlarca küçük detayla kamufle edilmesi ve dahası…


İşin “Edebiyat olsun” kısmı buraya kadardı, zira gerçekler ve yaşadıklarımız edebiyat yapmanın çok çok ötesinde…


Güneyimizde yaşanan sıcak gelişmelerin “bir gece ansızın gelebiliriz” noktasında zirveye taşınması; bir açıdan Türkiye’nin terörle uluslararası boyutta mücadeledeki kararlılığını gösteriyor.

İşin başka bir açıdan özeti ise ülkemizin güneyinde terör örgütlerini maşa olarak kullanan ABD’ye, PKK’nın Suriye’deki uzantısı PYD ile yaptığı işbirliğini bir kez daha gözden geçirmesi yönündeki mesajdır.

Artık Suriye’de yaşananların, Irak’ta yaşananların Türkiye ile ABD arasında bir bilek güreşinden ibaret olduğunu açıktan söylemek yanlış olmasa gerek. Rusya, İran ve Suriye’deki Esed rejimi ise bu düellonun başka kanatlarında duruyor.

Herkes kendi ülkesinin çıkarlarına göre pozisyon alacaktır lakin, Irak ve Suriye ile sınır komşusu olan, sınırın öteki tarafına gönül coğrafyası olarak nitelendiren Türkiye için meseleyi “orada ne işimiz var” diyerek, konsolosluk baskını, Süleyman Şah Türbesi, kim ya da kimler tarafından desteklendiği az çok bilinen DAEŞ’le mücadelede verdiğimiz şehitler üzerinden iç politika malzemesi yapmak, okyanus ötesine uşaklık yapmakla eş değerdir.


Bölgede varlık yarışına giren ülkelerin gerçek hedefinin Türkiye’nin Ortadoğu ile bağlantısını tamamen koparmak, Suriye ve Irak sınırımızın güneyini kapsayan bir koridor vasıtası ile terör örgütlerinin cirit atacağı bir bölge oluşturmak olduğunu daha pek çok gerekçe ekleyerek sıralayabiliriz…

Edebiyat olsun diye söylenecek şeyler de var aslında. Çok ağır gelmesin diye bir yerden bölmek zorunda kalıyor insan. Ne de olsa bundan sonrasını az çok kafası çalışan herkes biliyor. Bizde ise içeriye kızanların dışarıda bağırarak bunu dillendirme hastalığına yakalananlarla uğraşılıyor.


Sincar’da yapılan hamle ile bütün dünyaya, “bana rağmen olmaz” mesajı veriyoruz; kendini dünyanın jandarması olarak gören, buna karşın Kuzey Kore’nin füze denemeleri yüzünden uykuları kaçık, intihar saldırıları ve şok baskınlar yüzünden Afganistan’da huzuru kaçık, Irak ve Suriye’de her şeyi eline yüzüne bulaştırmış aklı kaçık ABD’nin gözünün içine baka baka operasyon yapıyoruz.

Uluslararası siyasette, diplomaside bunun tanımı var mıdır bilmiyorum, lakin 100 gününü geride bırakan ABD’nin çiçeği burnunda başkanı Trump’ın varlık yokluk mücadelesini Kuzey Kore ve Türkiye üzerinden yürüteceği çok açık.

Bilek güreşi tam da bu noktada devreye giriyor ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ağzından çok açık ve net mesajını veriyor; “Terör örgütlerine şu gün şu saatte operasyon yapacağımızın haberini vermek durumunda değiliz, bu her an her saat olabilir. Yani bir gece ansızın gelebiliriz.”

Meselenin özeti budur, bu kadar açık…

İçeride yani iç siyasette neler oluyor peki?

Birileri küsmece oynuyor, “Reis” yeniden AK Parti’nin başına geçiyor, Pelikanizm hiç olmadığı kadar çok fitne üretiyor, “Reis çok kızgın, gelir gelmez darma duman edecek, şunu asacak, şunu kesecek, şunu ihraç edecek, şunun ipini çekecek, sosyal medyaya el atacak, çok rahatsız; vesaire, vesaire, vesaire…”


Nasıl, mide bulandırıcı değil mi?

Ben bu kafasız tayfaya acıyorum yemin ederim.

Dünya denge siyasetini çoktan geride bırakmış, bölgeye göre de oynamıyor, mikro ölçekte siyaset yaparak ülkelerin kılcal damarlarına sızarak politika izliyor. Kendi kıtasına sığmayıp başka kıtalarda iç karışıklık çıkararak uluslararası çıkarlarını koruyan ülkeleri saymaya gerek yok.

Avrupa, attığımız her adıma göre farklı bir pozisyon alarak iyi polis/kötü polis rolünü çok iyi oynuyor. İki gün öncesine kadar her şeyi reddeden yaklaşımlarını ne olduysa birden değiştirerek “yanlış yaptık” rengine bürünüyorlar, Avrupalı liderler Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmek için fırsat kollamaya başlıyorlar, NATO ve AB’den peş peşe açıklamalar geliyor vesaire…


İçeride ne oluyor peki, eski bazı isimler üzerinden fitne kazanı kaynatılıyor, birilerinin isyan bayrağı kaldırması bekleniyor, siyasi parti isimleri dolaşıyor, öyle ki dışarıdan bakan herkes birinin cesaret ederek bir adım atmasını bekliyor zannedecek. Kim bilir belki öyledir, aslında fena olmaz, içlerinden biri bir hamle yapsa da siyaset çöplüğünde itibarsız bir yer kapma hevesinde kaç kişi var bir görsek…

Yok, kimsede bu cesareti göremedik, ancak mikrofon uzatılan bu zevatın gerçekten ülkemizin geleceğine katkı sunacağını düşünmesi, gırtlağına kadar yalana, dolana ve hile/hurdaya batmışlarken çok mide bulandırıcı…


Recep Tayyip Erdoğan 21 Mayıs’ta AK Parti’nin başına geçecek. Kendi deyimiyle “aşkına, sevdasına, tutkusuna ve en önemlisi kavgasına” geri dönüyor. Fotoğrafın büyüğünde bunun ülkemiz ve uluslararası siyaset açısından ne anlama geldiğini sorgulamak yerine küçük meselelerle ülkeyi oyalamaya çalışanları ayıklamamız gerekiyor.

Eğer bir tasfiye yapılacaksa, bugün iç meseleleri yüksek sesle dillendirerek istişare kanallarını fitne çukurlarına dönüştürenleri temizlemeli.

Eğer bir ayıklama yapılacaksa, ağzından çıkan kelimelerin nereye gideceğini, millete, kutlu davaya ve devlete neler kaybettireceğini hesap etmeyen ya da kasten söyleyenler ayıklanmalı.


Eğer bir ayıklama yapılacaksa, Recep Tayyip Erdoğan’ın AK Parti’nin başına geçmesinin altından küçük hesaplar yapacak kadar küçük beyinlileri ayıklamalı.


Bugün CHP’nin ve HDP’nin içinde bulunduğu çıkmazı ve bu çıkmaz karşısında takındıkları anlamsız, kimi zaman tanımsız, kimi zaman da skandal tutumları anlayabiliyoruz, bildiğimiz için de şaşırmıyoruz.

Kurulduğu günden beri hiçbir dönemde milletle aynı dili konuşamayan bir yapının, bugün gelebildiği son nokta terör örgütü PKK’nın talimatları ile siyaset yapan SELO’yu neredeyse “Kahraman” ilan etmek. CHP’li vekillerin Selahattin Demirtaş hayranlığının birden ortaya çıkması sizce tesadüf mü?


ABD güneyde PKK’nın türevlerinden YPG’yi kanatları altına alırken, YPG paçavraları ile ABD bayrakları yan yana dalgalanırken, YPG’li teröristlerle ABD’nin rütbeli askerleri aynı fotoğraf karelerinde, terörist cenazelerinde görüntülenirken içeride CHP kanadının HDP sevgisi, Selahattin Demirtaş’a methiyeler dizmesi tesadüf mü?


“Reis” Hindistan’a giderken dünyaya mesaj veriyor, “bir zamanlar sadece Anadolu’ya hapsolan bir ülke değiliz, sadece sizin istediğinizi yapan Türkiye değiliz, dünyanın her yerinde ben varım” diyor, küçük düşünenlerden biz bunun ne anlama geldiğini çözmelerini beklemiyoruz.


İnsan öyle bir noktaya geliyor ki, ne edebiyat kalıyor, ne mantık. Küçük düşünenlerden tek beklentimiz var, lütfen susun, içinizdeki beyinsizi de susturun…

***


Kısa bir mola…

Yerel gazetecilik yaptığımız yıllarda bazı ipe sapa gelmez muhabirler vardı; haber yapmak için gittikleri yerlerde muhatapları rica ederdi; “Allah rızası için haberimizi yapma, hakkımızda iyi de olsa bir kelime yazma, ne istersen verelim ama sen bizim haberimizi yapma” diye yalvarırlardı resmen.


Bizimki de o hesap; beynimiz bu kadar büyük olayın, tarihi gelişmelerin baskısı altındayken, sınırlarımızın ötesinde bu kadar büyük oyunlar oynanırken, bunca büyük stratejiler kurgulanırken, yaşadığımız değişimin dünyadaki yankıları bu kadar adaletsizken, içeriden kemirilmeye tahammülümüz kalmadı ne yazık ki.

Sadece Edebiyat yapacağımız günlerin özlemi ile; kestik…

Selam ve dua ile efendim, kızmak serbest..!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.