1. YAZARLAR

  2. Engin KAŞDAŞ

  3. Potanın irileri son kozlarını oynuyor!
Engin KAŞDAŞ

Engin KAŞDAŞ

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Potanın irileri son kozlarını oynuyor!

A+A-


Medya dediklerini “Havuz” ya da “Küvet” gibi tırnak içi kavramlarla değerlendirmedim hiç, sıkıntılı bir alan ülkemiz için.

Bir tarafı algı manyağı, bir tarafı o algıyı kırmak için olmadık saçmalıklar üzerine habercilik inşa eden bir yapı.

Arada gerçeği haykırmak için olmadık taklalar atan ancak ne yaparsa yapsın bir yerlere iliştirilenler var; büyük talihsizlik.


Bizim gibi kenardan sahaya taş atanları ise başkalarının yorumlaması daha sağlıklı olur.

Yine de bizim açıkça eleştirilebilir bir tarafımızı söyleyeyim; “tam laf aptallara söylenir” mantığıyla herkesin her şeyi az çok bildiğinden yola çıkarak hedef göstermişliğimiz vardır. Bu biraz da karşımızdakini yormamak için verdiğimiz azami çabanın bir ürünü. Herkesin bir yere çekebileceği mesajlar içerdiği için de ince detaylara çok girmiyoruz.

Özellikle son dönemde yazılı ve görsel basında inanılmaz bir karmaşa gözlemliyoruz. Habercilik değil “Yandaş”, “Yoldaş”, “Candaş” kavramları at koşturuyor.

Olaylara salt gazetecilik gözüyle bakarsak – ki bana göre öyle olmalı – ideolojiden, inançsızlıktan, millete ve evrensel değerlere tepeden bakan anlayıştan, fitne ve fesattan arındırılmış, yalnızca haber veren, bilgilendiren, farklı kesimlerin sesi olan (oyuncağı anlamında değil) bir yapıyı oluşturmak gerekiyor.

Her şeyi yazıp ayağına basılmış kaz gibi “basın özgürlüğü yok” yaygarası koparanlara da bir sözümüz var; Türkiye'de basın özgürlüğü iktidarlar tarafından değil, bizatihi basının kendisi tarafından baltalanıyor ve sonra suç kanun koyuculara atılıyor.

Bizi farklı kılan ne peki;

Biz kürsüye çıkan birilerinin gazete köşelerinden esinlenerek ortaya attığı saçmalıklar üzerinden tahlil yapmıyoruz, verilere, raporlara ve şahit olduklarımıza bakıyoruz.

Gönlümüz de bu ülkede algı oluşturanlar ve o algının peşinde dalsız yaprak gibi savrulanlar olmasın istiyor.


Aklı başında adamlar bile ''ama”lı, ''lakin''li cümleler kurabiliyorsa ''tuz kokmuş'' değil su çok bulanmış demektir. Detaylar küçük düşünenlerin meselesi, biz fotoğrafın büyüğüne, dolayısıyla oyunun büyüğüne bakıyoruz.
 

Gelelim asıl meselemize…

16 Nisan referandumu sonrası içeride ve dışarıda kopartılan bir fırtına var, tarafları ise çok kalabalık. En son potaya kısa adı AKPM olan Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi girdi. Her türlü kısaltma var aslında potada; AK, AKPM, AP, AB, AGİT…

Ülkemizle ilgili her türlü gözlem/raporlamalarında şaibe bulunan bu yapıların kirli yüzünü referandum sonrası süreçte gördük. Terör örgütleri ile açık iltisaklı, terör örgütlerine yardım toplayan, terör örgütleri ile birlikte Türkiye karşıtı her türlü eylemde boy gösteren, terör örgütlerinin sözde paçavraları ile pozlar veren üyelerce hazırlanan skandal raporlara itibar edilmesini beklediler.

Tuttu mu; tutmadı…

Karşılarında gündemini belirledikleri, önlerinde el pençe divan duran bir Türkiye yok artık.

Onlara ve içerideki işbirlikçilerine rağmen yoluna emin adımlarla devam eden bir Türkiye var çünkü.


Her türlü baskılara başkaldıran, “dünya 5’ten büyüktür” diyerek dünya mazlumlarına kucak açan bir lider yönetiyor Türkiye’yi çünkü.

Şaibeli AGİT raporu sonrası umduğunu bulamayan Avrupa, AKPM’nin dün aldığı “yeniden siyasi denetim” kararı ile son kozunu oynamaya karar verdi; aba altından sopa yani. Yersen…

Bir kere şu çok net; ne yaparlarsa yapsınlar, özellikle 16 Nisan sonrası bölgemizde ve dünyada Türkiye’siz bir dizayn hayali suya düşmüş oldu.

AKPM’nin kararı tartışılırken, ABD ve Rusya başta olmak üzere onlarca devletin cirit attığı bir bölgede, Irak ve Suriye’de Türkiye’nin yaptığı son hamle gündeme bomba gibi düştü. Irak’ın Sincar bölgesi ve Suriye’nin kuzeyinde PKK’ya yönelik düzenlenen hava harekatı, Türkiye’yi engelleme ve zayıf düşürme çabalarını akamete uğrattı.

Bu edilgen dış politikadan, etken dış politikaya terfinin ayak sesleridir.

Bir kere bölgedeki savaşın geçmişte Afganistan, Irak, Libya'da yaşananlardan farkı; ABD ve Rusya'nın bölgede verdiği varlık/yokluk mücadelesinin son ve en önemli halkası olmasıdır...


Düne kadar "Türkiye'nin Suriye'de ne işi var?" türünden ahmakça çıkışların temelinde bu emellere ve en başta Amerikan emperyalizmine uşaklık yatmaktadır.

Türkiye'nin tarihindeki en büyük hamlelerinden biri olan ve büyük bir başarı ile tamamlanan Fırat Kalkanı operasyonunun şifresi, iki bloklu dünyanın bölgede verdiği mücadelede gizlidir.

17-25 Aralık, Gezi, tırmandırılan terör ve 15 Temmuz FETÖ darbesinin bir birinden bağımsız olduğunu düşünmek de ahmakça. "Domino Etkisi" böylesi stratejiler için söylenebilecek en uygun kelime.

Darbe dönemlerine baktığımızda hep aynı elin aynı hamlelerini görüyoruz, ancak bu kez hesaba katmadıkları bir lider çıktı karşılarına: Recep Tayyip Erdoğan.

Kısa bir özet geçelim: Her dönem yaşadıklarımızın bir “turnusol kâğıdı” deneyinden ibaret olduğunu söylerim; bugün yaşadıklarımız da aynı, dün başımıza gelen olaylarda gördüklerimiz de. Her yaşanan hadise, dostumuzu, düşmanımızı ve arada gidip gelen hainleri görmek açısından hayırlı olduğunu düşündüğümüz olaylar.

Unutmayın; “vatan/teferruat” dengesinde küçük hesapların, kişisel menfaatlerin yeri yoktur.


***


Teneffüs:

Ne kadar çok seviyoruz ortalığı karışık görmeyi, törpülenmesi gereken yanlarımızı sivriltmeyi... Nereye baksam slogan, nereye baksam özenle üretilmiş imitasyon korkular... Sonra şu soruyu soruyorum kendi kendime; ben mi durmuşum, dünya mı çok hızlı dönüyor? Ben durmuşsam neden fark edemiyorum, dünya hızlandıysa neden başım dönmüyor? Var mı, birilerine saldırmadan bunun cevabını verebilen?

***


Günün Sözü:
Halen etrafınızda "Gülen Cemaati" ifadesini kullanan varsa ya ahmaktır ya da hain... Birincisinin ıslah olması gerekir, ikincisi iflah olmaz..!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum