1. YAZARLAR

  2. Nadir YILDIRIM

  3. Model mi? Taklit mi?
Nadir YILDIRIM

Nadir YILDIRIM

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Model mi? Taklit mi?

A+A-

Bir konu ya da kişi hakkında tarihi olay ve günümüzle ilişkisi hakkında hüküm verirken duruma çok boyutlu bakılması, görülebilen sebep sonuç ilişkisinin ötesinde, o toplumun kültürel kodlarını ihmal etmeyen, sosyal ve siyasal yapısını ve dönemin ekonomik gerçeklerinin de gözden kaçırılmaması gerektiğini söyleyerek yazımıza başlayalım.

Herhangi bir toplumun ekonomik ve siyasal gelişme düzeyinin sadece hükümet politikalarına değil, tarihsel koşulların hazır olup olmadığına da bağlıdır. Belli toplumlarda büyümeyi sağlayan politikalar başka toplumlarda gerilemeye neden olabilir. Söz konusu toplumlar ya farklı gelişme aşamalarındadır ya yapıları gereği aynı dürtülere aynı şekilde tepki göstermemişler ya da dış koşullar her birine farklı şekilde etkide bulunmuştur.

Bu tespitler toplumların gelişim sürecinde; eğitimden ekonomiye, ticaretten askeri yeterliliğe, siyasi yapılanmadan sivil toplum kuruluşlarının her birinin başarı ve başarısızlıklarının, bireyler ve toplum için her birinin kendine özgü ve özel olduğu, toptancı bir karşılaştırmanın yanlış sonuçlar doğuracağını da ifade eder. Pedagojik olarak her bireyin “biricik” olduğunu ileri sürüyorsak, her toplum da geleneği, tarihi, kültürü, inanç ve felsefi anlayışı, coğrafi şartları, insan kaynakları gibi nitelikleri de o topluma özgü ve özeldir

Bireyler ve toplumlar kendilerinden daha iyi ve üstün olduğunu düşündükleri başka bireyleri veya toplumları model olarak görebilirler. Bu kültürel etkileşimin de kaçınılmaz sonucudur. Önyargıların yıkılmasına, yeniliklerin transferine, ticari, siyasi, teknolojik alanlarda işbirliklerinin gelişmesine de katkı sağlar ki buraya kadar olacak olanlar noktasında birey ve toplum için bir sorun oluşturmaz.

Asıl sorun model almak değil, şartlar dikkate alınmaksızın modelin taklididir. Model, gelişmeye katkı sağlarken taklit, “kimlik kaymasına” ve “varlık yokluk kaygısına ve kavgasına” neden olur. Ardından siyasal ve sosyal çatışmaların karmaşık, anlaşılmaz haklılıkları arasında gel git yaşayan bir toplum doğar.

Bu gerçekliğin farkında olmak, her duruma yeni stratejiler geliştirilmesi gerektiğini, milli ve hafızanın korunmasını ifade eden “efrâdını câmî, ağyarını mânî” sosyo-politik öneme sahip “her durum kendi gerçekliğini yaratır” tespiti, aynı zamanda geçmişi ve geleceği okuyabilme halidir.

Az bilgi ile çok fikir yürütmeye hevesli boşboğazlığın daha az bilgiye sahip insanlar üzerinden toplumu yönlendirme çabasına düşenler “kaptana kızıp, kendi bindiği gemide delik açan ahmak tayfa” gibidir.

Özellikle dini, tarihi ve siyasi alanda ve de eğitim alanında toplumsal gerçekliği, tarihi tecrübeyi bir tarafa bırakıp doğuya batıya, kuzeye güneye öykünmek, sahte bir kimlik ve sahte bir karakter, sahte aydın ağızlarından yola çıkarak özgüven zaafına düşmek, aşağılık kompleksinin sonucu şahsiyetsiz ve omurgasız fikirlerin doğuşuna neden olacaktır. Bu da gerçeklerden uzaklaşarak ya tarihin romantik mitinde hayal âleminde ya da tamamen kültürünü inkâr edip ruhsuz ve materyalist kâbuslarla yaşamayı doğuracaktır.

Daha net söylemek gerekirse, Türkiye’yi ne Japonya, ne Finlandiya, ne Malezya, ne İran, ne Irak ne AB ile ve ne de başka bir toplumun halkıyla, kurum ve kuruluşlarıyla bire bir kıyaslamak yanlıştır. Farklı kültürlerin kendileri için geliştirdikleri çözümlerin, o kültüre ait olduğunun kavranamaması, pazarda her gördüğünü isteyen şımarık çocuk halidir ki bu durum yetişkin için daha vahim sonuçlara gebedir. Zira bu karşılaştırma, hem o kültürü tanımamak hem coğrafyanın kültürel ve siyasal girdilerinin ve çıktılarının kendine özel olduğunu anlayamamak yabancılaşmanın itirafıdır.

Müslüman, zıt kutuplar arasında üstün bir denge kurabilen ferasetin, selim aklın, tezkiye edilmiş ruhla yoğrulmuş kültürün ve nizamın mirasçısıdır.

Bu mirasçıya düşen görev “düzleşmiş, sınırsız bir dünyada, Anadolu’nun bozkırında koyunlarını otlatan çobanın, Teksaslı kovboyla ticaret yapabileceği, devlet başkanlarına mesaj gönderebileceği, kıtalar arası sivil remi kurum ve kuruluşlarla iletişimde olacağı gerçeğinin farkında olarak daha geniş bir bakışla geleceğe hazırlanmak ve mirası geleceğin mayası haline getirmektir.

 

[1]Karpat, H. Kemal: Osmanlı’dan Günümüze Elitler Din, Timaş Yay. İstanbul, 2014, s.24

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.