1. YAZARLAR

  2. Ahmet Belada

  3. Mescid-İ Aksa/Kubbetü’s-Sahra
Ahmet Belada

Ahmet Belada

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Mescid-İ Aksa/Kubbetü’s-Sahra

A+A-

Kudüs demek Mecid-i aksa demektir. “…Etrafını mübarek kıldığımız…” diye ilahi övgüye mazhar olan duyumlarıma göre yaklaşık 144 bin m2 veya 140 900 metre karelik bir alan başta Mescid-i Aksa ve Kubbetü’s-Sahra’nın içinde bulunduğu diğer tüm mekânlarla birlikte büyük bir külliyeden bahsediyoruz. Bu külliyede gene ilahi üç dinin çok sayıda sembolleri mevcut.

1-007.jpg

Sur içi eski Kudüs; Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet açısından kutsal bir şehirdir. Kudüs istisnasız dünyanın en eski yerleşimlerinden biridir. Arkeolojik kazılar şehrin tarihinin 5000 yıldan fazla olduğunu göstermektedir. Bahsi geçen alanda en az 220 tarihi ve kültürel iz barındırmaktadır. En önemlilerinden yedinci yüz yılda yapılan mühendislik harikası olan

Mesid-i Aksa ve Kubbetü’s-Sahra’dır. Yahudiler açısından Süleyman Mabedi, Hıristiyanlar

açısından da Kıyamet Kilisesi zikredilebilir.

2-008.jpg

Kendi objektifimden Kubbetü’s-Sehra

Şehir tarih boyunca; Yunan, Pers, Roma, Bizans, Haçlılar, Emevi, Abbasi, Fatimi Eyyubi, Memluk, Selçuklu ve Osmanlılar tarafından yönetilmiştir. Kudüs içinde barındırdığı ilahi ve kutsal mekânlardan dolayı, burayı yönetenler tarafından gelin gibi süslenip, gözleri gibi bakılmıştır.

Sur içi veya eski Kudüs diye tarif edilen Kudüs, her ne kadar yedi kez yıkılıp yeniden yapılmış ise de kendine özgü yapısıyla hala kendini muhafaza etmektedir. Tabi burayı gezerken ister istemez aklıma Mekke ve Medine’nin civarı geldi. İnsan ümmetine/insanlığa örnek olması açısından Efendimiz zamanındaki evlerin, ibadet hanelerin, sokakların orijinal halleriyle korunabilseydi… Üzgünüm bundan mahrumuz. Efendimizi hatırlatan eski bir mekâna rastlamak mümkün değil. Kullandıkları mekânların üstüne modern çok daha büyük binalar, yollar mescitler yapılmış durumda.

4-005.jpg

Mescid-i Aksa’nın imamlarından ikisi soldaki imamın üstündeki cübbenin Türkiye tarafından hediye edildiğini, giymemesi konusunda ikaz edilmesine rağmen giymeye devam ettiğini söyledi.

Diğer taraftan eğer dursaydı, Vahhabi anlayışından dolayı yıkılıp, tahrip edilmeseydi, oraları abartılı saygı ve sevgiden dolayı ne hale getirirdik onu da düşünmeliyiz... Zira neye nasıl ve ne kadar ilgi göstermemiz gerektiğini maalesef yeterince bilemiyoruz. Öyle ki, bazen taşa, bazen mezara taparcasına saygı göstermeye çalıştığımız da olabiliyor...

Kudüs, daracık sokakları, sürekli orada bulunmayanların karıştırabileceği çarşı ve dükkânlardan oluşmaktadır. Bazılarının üstü açık bazılarınınki ise kemerli üzeri yaşanır vaziyette evlerin bulunduğu mekânlardan oluşmaktadır. Tarifene çalıştığım yerleri İstanbul’daki Kapalı çarşı ile Mısır çarşısına veya Şam’daki çarşıyla mukayese edebilirsiniz. Edebilirsiniz ama aynısı olmadığını da düşünmelisiniz. Burada binalar tamamen bitişik vaziyette.

Dünyanın hemen hiçbir yerinde rastlanmayacak şekilde ilahi üç dinin mensupları burada müşterek yaşıyorlar. Her sokakta ya bir Yahudi veya Hristiyan’a rastlaya bilirsiniz. Zaten bu bölgenin kahir ekseriyatını Müslümanlar oluşturmaktadır. Aynı şekilde mabetler de deyim yerindeyse yan yana. Hal böyle olunca da, her din mensubu kendini göstermek, hissettirmek istiyor. Yahudilerin acımasız ihtirasları olmasa burası dünyaya hoşgörü ve müsamaha yönünden örnek gösterilebilir.

Her neyse tekrar Mescit-i Aksa ’ya gelecek olursak; şu anda içinde namaz kılınan yer Mihrabın üstündeki kitabede de yazıldığına göre h. 583 tarihinde Selahaddin-i Eyyubî tarafından yaptırılmıştır.

Kıble istikametine doğru giderken solda bir girinti var bu ilk girinti Kuran’da da ismi geçen Zekeriya peygamber anısına yapılan bir mihrap, mihrap ki burada mabede adanan Meryem validemize Zekeriya as ın baktığı ve aynı zamanda ibadet ettiği yerdir.

Biraz daha ilerledikten sonra birinciye göre biraz daha fazla girintili olan bir başka mihrap daha vardır ki, orası da Hz Ömer efendimize ithafen yapılan bir başka mihrap ve mekân.

3-006.jpg

Mescid-i Aksa’nın içinde Zekeriya As. Mihrabı ve Hz. Ömer adına yapılan mihrap

Kudüs’ün, Kudüs’ün olduğu kadar tüm İslam âleminin sembolü haline gelen KUBBETÜ’S-SAHRA; insanı kendine hayran bırakıyor. Muhteşem bir yapı. İçine girmesen dahi dışından zaten meftun oluyorsun. İçinden bakıldığında ise tavan ve yan kısımlardaki işlemeler göz kamaştırıyor.

Emevi Halifelerinden Abdül Melik Bin Mervan, Kâbe’nin Zübeyir Bin Avvam tarafından yaklaşık on yıl yönetildiği dönem yaptırmıştır. Bu sebepten bu yapının;

Kâbe’ye alternatif olması için inşa edildiği dahi söylenirken,

Diğer bir görüşe göre de, Kudüs’ün birçok yerinden muhteşem gözüken Kıyamet kilisesine nazire için bu denli görkemli yapıldığı söylenmiştir.

Yapanın niyeti kendinedir. Diğer taraftan ne yorum yapılırsa yapılsın Müslümanların gurur duyacağı harika bir bina olduğunu söyleyebilirim. Kubbetü’s-Sahra’nın son altın kaplamasının Ürdün kralı Hüseyin tarafından yapıldığını da belirtmeliyim.

Kubbetü’s-Sahra’nın içinde Peygamberimizin miraca yükselirken üzerine bastığı kaya mevcut. Bu yüzden buraya taş türbe denilse yeridir.

Bu kayaya “Haceru’l-Muallag” denmektedir. Rivayetlere göre Peygamberimiz miraca çıkarken kaya da arkası sıra geliyormuş. Efendimiz durması için işaret edince o da havada asılı kalmış. Bundan dolayı bu ismi almıştır. Taş veya kaya denince aklınıza küçük bir cisim gelmesin. Koca bir kaya veya küçük bir tepecik olarak düşünebilirsiniz.

Mescit-i Aksa ile Kubbetü’s-Sahra iki ayrı bölümden oluşmaktadır. Karşı karşıya olmakla beraber Kubbetü’s-Sahra yaklaşık 20 merdivenle çıkılacak kadar yüksek. Mescid-i Aksa ve Kubbetü’s-Sahra civarında çok sayıda irili ufaklı değişik amaçlarla yapılmış mekânlar ve alametler var. Muhtelif şadırvanlar, su kuyuları, namazgâhlar, ders okutulacak mahaller vs.

İkisinin toplam alanının yaklaşık 144 bin m2 dir.

İhata duvarının arka kısmı tamamen hocaların ve talebelerin ders okudukları ve kaldıkları mekânlardan oluşmaktadır. Konu buraya gelmişken bir seyyahın şu tespitini de dile getirmekte fayda vardır. Gezgin buraları gezerken 400 civarında ders halkası görünce “eyvah! İlim bitmiş/ölmüş!” diye hayıflanmış. Bize bunu anlatan şeyhin dediğine göre burada dört bin civarında ders halkaları olurmuş. Şimdi ise yer yer bazı insanların küçük topluluklara irticalen bir şeyler anlattığı görülüyor. Bu maksatla birkaç kadın topluluğu da gördüm.

Arka kesimdeki büyük bir düzlükten sonra gene hiç de küçük denmeyecek şekilde zeytin ve biraz da çam ağaçlarından oluşan bahçe mevcut.

Mescit-i Aksa ’ya tekrar dönecek olursak yukarda da değindiğim gibi bu mabet ilk defa Süleyman as tarafından cinlere yaptırılmıştır. Bu yapılan mescit şu anda ibadet edilen ve Selahaddin Eyyubî tarafından yapılan mescidin altında bulunmaktadır.

Orada tanıştığım Türk bir Yahudi bayanın ifadesine göre; “asıl Süleyman mabedinin bunların da altında olan, bir başka mescidin olduğunu, Selahaddin-i Eyyubî burayı fethettiğinde bir başka dine ait mescidin yıkılmasını uygun olmadığını düşünerek onun üzerine bu mescidi yaptırmıştır. Bir gün onu mutlaka ortaya çıkaracağız” dedi. Bu düşünceden hareketle Yahudiler fırsat buldukça alttan alta dünyanın ve Müslümanların tepkilerini dikkate alarak, mescidin altını oymaya çalışıyorlar.

Mescidin sağ kıble tarafında güzel bir kütüphane, onun yanında İslam Müzesi, onun yanında Burak Mescidi (Peygamberimiz miraca çıkmak için Mekke’den Mescit-i Aksa’ya gelirken üzerine bindiği binitin bağlandığı yer) bunların bulunduğu yere açılan kapıya Fas kapısı denmiş. (Şimdi burası Yahudilerin kontrolünde. Ancak Yahudiler ve protokol mensupları girebiliyor. 2000 yılındaki İntifadanın başlamasına sebep olan Ariel Şaron’un bu kapıdan girdiğini de bilmenizi isterim) bu kesimin arka tarafında Ağlama Duvarı mevcut.

Arefe günü akşam ve yatsıyı namazını eda için Mescid-i Aksa’ya geldim. Gördüğüm manzaradan dolayı dinim İslam’dan bir kez daha gurur duydum. İman etme ve Müslüman olma güzelliğini yaşatan Rabbime hamd ettim. Mescidin avlusunu insanlarla dolu gördüm. Kimi ailece, kimi yalınız o kadar insan var ki, oturmuşlar iftar ediyorlar.

Bende o manzara karşısında cuşu huruşa geldim. Kendilerinden izin alarak, hem çekim yapıyorum hem ağ… Hem de her birinin sofrasına çağırmaları veya yiyecek bir şeyler ikram etmelerine karşı nazikçe olumsuz cevap veriyorum. Hele ki Türkiye’den geldiğimi öğrenince daha bir ilgili davranıyorlar. Türk olduğumuz zaten hal ve hareketlerimizden biliniyor.

Görme engelli bir Müslüman bindiği tekerlekli sandalyeyle elinde megafon rahatsız etmeyecek şekilde teşrik tekbirleri getiriyor. Çocuğu, genci, yaşlısı hemen herkes kulluğunun gereğini yerine getirmeye çalışıyor ne güzel manzara. Dedim ya! Müslümanlığımla gurur duydum.

Tüm Müslümanların o kutsal mekânı görmelerini, orada yaşayan Filistinli kardeşlerimizin halleriyle hallenmelerini çok isterim.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.