1. YAZARLAR

  2. Nadir YILDIRIM

  3. Konuşan Şehirleri Özlüyoruz
Nadir YILDIRIM

Nadir YILDIRIM

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Konuşan Şehirleri Özlüyoruz

A+A-

Tarihi bir çeşmeden su içtiğinizde, sadece su içmezsiniz, tarih de içersiniz.

Tarihi bir köprüden yürüdüğünüzde sadece köprüden yürümezsiniz, tarihle birlikte yürürsünüz.

Tarihi bir camide sadece namaz kılmazsınız, müminlerin ruhlarıyla da musafaha edersiniz.

Tarihi bir mekânda gezerken sadece gezinti yapmazsınız, zamanda yolculuk yaparsınız.
Tarihi eserlerin dolu olduğu bir müzede gezinirken ne hissedersiniz? Eski, siyah beyaz, solmuş bir fotoğraf ya da gazete gördüğünüzde? Ya da TV’de bir film izlediğinizde?

Bir an için kendinizi o soluk resmin içinde buluverirsiniz. Bir anda müzede gördüğünüz lahitlerin içindeki iskeletlerin, taş devri insanlarının yonttukları buluntuların başında onlarla uğraşırken bulursunuz kendinizi.


Hatta bazen o figürlerin, heykellerin sizlere bakarak “ben de bir zamanlar...” diye fısıldayan cümlelerini duyar gibi olursunuz.


Mekân insanla konuşur, tarih insanla sohbet eder. Çünkü anlatacağı çok şey vardır. Hem geçmişe hem de geleceğe dair….


Ya tarihten kalma binaların, evlerin, yolların bulunduğu bir sokaktan geçiyorsanız...
Ya günümüze kadar “Elif” gibi dimdik ayakta kalan sanatsal dokunun vuku bulduğu ya da günümüze kadar “Vav” gibi çalışıp beli bükülen ustaların eserlerinin yaşadığı bir şehirde iseniz, doyum olmaz sohbetine. Gece de gündüz de sizinle hasbihal eder.
Adına ister kültür deyin, ister irfan deyin. Anlam yüklüdür her bir taşı.
Çekiç sesleriyle zikir seslerinin birbirine karıştığı, bakırı ruhuyla yoğuran sanatkârların alın teri akıverir ılık ılık ensenizden.


Tarihten gelen bu kadar sedadan sonra etrafınıza baktığınızda bir anda sessizliğe gömülür her yer. Dikdörtgen binalar, sanatsız duvarlar, ahraz sokaklar, caddeler...

Dilsiz bir şehir. Küskün, kırgın, dargın bir şehir. Toprak altında anlatacağı çok şeyi olan kendisini anlatamayan bir şehir.


Duvarların sessiz kaldığı, ağzı kapatılmış ecdadın sessiz çığlığı, size anlatacağı çok şey varken susturulan irfan mekteplerinin çıplaklığından utanmış haldeki okul duvarları…Modern şehirler, ışıklar, rengârenk sahte ışıklar...

Mimarın sanattan yoksun ruh dünyasını yansıtan kaleminden kaçıveren düz hatlar…

İnsan içinde bulunduğu mekânın ruh halini davranışlarına yansıtır.


Sütçü İmam Çeşmesi'nden tarih içip etrafınıza şöyle bir baktığınızda, hemen “ilk kurşun” un sesini duyarsınız, Müslüman kadının namusuna uzatılan ellerin kırıldığı anlar canlanır gözlerinizin önünde.

Sokak sizinle her yönden konuşmaya başlar. Biraz da dikkatli bir dinleyici iseniz, koyu bir sohbet başlar aranızda.


Kapalı çarşıyı gezerken oradaki esnafın anılarına karışık yüzlerce kıssa duyarsınız, ruh kulağınıza fısıldayan zanaatkârlardan.


Gökyüzüne bakıp kaleye doğru gözünüz kaydığında Ulu Cami'den hutbeyi yarım bırakan Rıdvan Hoca’nın haykırışı kulaklarınızı çınlatır. Ruhunuz kaleye koşar, ecnebi bayrağı indirip “al bayrağı” yerine koymak için.


Ne Selçuklunun cengâverliğini, disiplinini anlatan köşegenler, ne de Osmanlının ikbale ermiş kültürünü yansıtan oval biçimler bulursunuz.

Ölmüş bir şehir...

"Neden?" diye sormayın gençlere. "Neden böylesiniz?" diye de serzenişte bulunmayın.
Çünkü onlar sokaklarda oynarken, caddelerde gezinirken, okullarda kitaplardan öğrendikleri tarihi hiç diri görmediler.


Onlar ecdadıyla hiç hasbihâl etmediler. Onların kulaklarına kent, hiç fısıldamadı…


Velhasıl, konuşan şehirlerin çocuklarını özlüyoruz…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.