1. YAZARLAR

  2. Nadir YILDIRIM

  3. Komprador Ahlâkı
Nadir YILDIRIM

Nadir YILDIRIM

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Komprador Ahlâkı

A+A-

Türk Dil Kurumu sözlüğünde komprador; Aracı, Çok zengin kimse, Uzak Doğu ülkelerinde yabancı ortaklıklar hesabına iş sözleşmesi yapan yerli aracı olarak tanımlanır.

Feroz Ahmad, “İttihatçılıktan Kemalizme” isimli eserinde, 1908 Devrimi’nden sonra, kendisini Osmanlı’ya bağlı görmeyen, kendi çıkarlarını Avrupa’nın çıkarlarıyla birleştiren, böylece özünde Avrupalıların kapitülasyonlar aracılığı ile yararlandıkları ülke dışı ayrıcalıkları kullanan, Avrupalılar ile Osmanlılar arasındaki ekonomik aracılar haline gelen, “komprador” burjuvazinin varlığından bahseder.

Osmanlının çöküşünü hızlandıran ve o dönemde batılı tüccarlarla işbirliğine giderek, ticari ve siyasi alanda yerli tüccar ve üreticiye Batılı tüccar ve üreticiler arasında aracılık eden kişilerin yaygınlaştırdığı bir ahlak olarak komprador: kendi çıkarları, kârı, kazancı ve statüsü ve menfaatleri için dış güçlerle, milli değer, kural ve gelenek, örf adet ve kültürel sınırlamalara ve bunların tahrip olmasına, yok olmasına, bozulmasına göz yuman, hatta bunun için aracılık eden işbirlikçi olarak tanımlanabilir.

Bu durum zamanla bir tutum, davranış ve bir ahlak halini alır. Elbette herhangi bir ahlak, bir devrimle ortaya çıkmış dönüşüm değildir. Galata Bankerlerinin de dâhil olduğu bir tüccar ahlâkının varlığından da bahsetmek gerekir ki izaha çalıştığım ahlak, çıkarım için her şeyi veririm ahlâkına dikkat çekmektir.

O dönemde devletin, her alana müdahale eden, kadir-i mutlak olduğu düşüncesinin bir kültür olarak yerleştiği Osmanlı’da, Batı’daki gibi devlete karşı kendi çıkarlarını dayatabilecek bir burjuvazi sınıfı yoktu. Batı’da gelişen acımasız kapitalist ahlâkın açtığı yeni rekabetçi pazarda kendini konumlandıramayan, “Kâr etmek ile vurgunculuk elde etmek arasında bir ayrım yapamayan”, geleneksel iş ahlakı ile “komprador” ahlâk arasında sıkışıp kalan “otarşik” (kendi içine kapalı) bir girişimci sınıfın doğuşu dikkat çeker.

Bu durum, bin yıla damgasını vurmuş bir medeniyetin kültürel olarak olumlu ya da olumsuz yönde gelişimine, değişimine, dönüşümüne, çözülüşüne nasıl etki ettiğini gösteren işaretleri olması bakımından önemlidir. Çünkü bir dönem dünyaya hâkim bir medeniyetin elimizden nasıl kayıp gittiğini görmemiz ve onu yeniden nasıl kazanacağımıza dair ipuçlarını barındıran bir süreci de gözler önüne serer.

Haliyle yaşanan tüm siyasal tarihin aktardığı olaylardan ayrı olarak kendi çıkarlarını milletin ve devletin çıkarlarının üstünde gören, daha çok fırsat, daha çok zenginlik, daha çok “vurgun” için, dış güçlerin sosyo-ekonomik yapısını meydana getiren unsurların “kârı” için, milli çıkarlar aleyhine de olsa “vurgun“ işbirlikçiliğinden geri kalmayan komprador ahlâkının, toplumu meydana getiren kurumlar (Hukuk-Adalet, Siyaset, Din-Ahlâk, Eğitim-Bilim, Sanat-Boş Zaman, Aile, Ekonomi-Ticaret) üzerindeki etkisinin de analizini düşünmeye sevk eder.

Sosyolog H.Ezber Bodur’un tanımlamasıyla Batının kendi kültürünü yüceltmek için kullandığı Protestan Ahlakı tanımıyla zuhur eden ve Evangelist çıkar ilişkisiyle varlık süren ahlâkının, Anadolu kültüründe nasıl tezahür edip anlaşıldığını, bu ahlâkın Osmanlının son dönemlerinden sonra esnaf, zanaatkâr, tüccar, sanayici, girişimci, siyasetçi, politikacı, asker, dindar, laik, anti laik, ilim bilim erbabı, bürokrasi gibi tüm sınıflarınca “fikir ahlâkı” üzerinde nasıl bir etki oluşturduğunu ve bunun farkında olanların, Karpat’ın fikir mücadelesine verdiği tanımla bunlara karşı nasıl bir “fikir isyanı” ortaya koyduklarının incelenmesinin önemli olduğunu gösterir.

İnsan doğası gereği pragmatist (faydacı-yararcı-çıkarcı) davranabilir. Ancak pragmatist olmak, asla komprador ahlâk ve komprador kimlik geliştirmenin bir mazereti olamaz.

Şöyle ki: Tüccar kâr elde etmek zorundadır. Ancak bu milli çıkarları yok sayacak ve milli değerleri tahrip edecek ticaret ilişkisine, komprador tüccar ahlâkını geliştirmesine izin vermemelidir.

Siyasetçi iktidar için çaba gösterir ve çalışabilir. Politik eylem ve söylemlerle siyasal erki elinde tutmak isteyebilirler. Fakat bu hiçbir zaman milli çıkarların üzerinde, batılı güçlerin emellerine çanak tutacak, komprador politikacı ahlâkının saygınlık kazanmasına ve komprador ilişkileri destekleyecek politik kararlar almasına ruhsat vermemelidir.

Dini gruplar ve liderleri, kendi gruplarının daha güçlü ve etkin olmasını, söylemlerinin ve anlayışlarının hakikati daha iyi temsil ettiği iddiasında olabilir ve bunun için faaliyet yapabilirler. Ancak hiçbir zaman “tamamlanmış güzel ahlâkın” yerini alan komprador dindarlar doğmasına neden olacak fetvalara ve “tanrıdan rol çalma” gafletine düşürmemelidir.

Bilim adamları, bilim dünyasına katkı sağlamak için çaba sarf ederken, bilim etiği, ahlâkıyla çalışırlar. Bilim gücünü de buradan alır zaten. Evrenseldir, evrensel de olmalıdır. Ancak bu güç hiçbir zaman kişisel çıkar, unvan ve titre kazanmak için komprador bilim adamı ahlakıyla refere edilmemelidir.

Eğitim sistemi dünyanın her yerinde önce evrensel bilgiyi ve milli değerleri, geleceğin emanet edileceği gençlere aktarmak üzere kurgulanan bir yapılardır. Eğitimin her bir unsuru, bir yandan evrensel değerleri diğer yandan milletin ve devletin değerlerinin genç zihinlere aktarıldığı sınıflarda, sisteme emanet edilen körpe ruhları eğitmek ve öğretmek üzere eğitimcilere ve yöneticilerine teslim edilmiştir. Bu güven komprador eğitimci ve yönetici ahlâkına kurban edilmemelidir.

Bürokrat sürekli yükselmek, daha üst düzey bir yerlerde görev almak ister. Bu hem rekabet hem de performası tetikler. Ancak bu “patronaj” ilişkilerin hüküm sürdüğü, kişisel ve grup menfaatinin prim yaptığı “makam” sevdasına dönüşen “Komprador Bürokrat” ahlâkına düşmesine cevaz vermemelidir.

Her birimiz farklı düşünebilir, kültürün maddi ve manevi unsurları üzerinde onu koruyacak, geliştirecek farklı yaklaşımlara sahip olabiliriz. Bunun için bir araya gelerek sivil toplum kuruluşlarında tüzel kişilik de kazanmış olabiliriz. Vakıflar, dernekler, sendikalar, platformlar, partiler, odalar gibi dini, siyasi, ideolojik, ticari amaçlarla farklı ya da benzer kulvarlarda bir araya gelmiş olabiliriz. Bu kümelenmelerde “el birliği, iş birliği, gönül birliği, dava birliği, fikir birliği, amaç birliği” ile güçlü bir etki alanı oluşturmuş da olabiliriz. Ancak bu, hiçbir zaman dış güçlerin kullanımına, suiistimaline açık bir araç haline gelmemeli, bu güç ve fikir birliği zafiyet ve ihaneti doğuran komprador ahlaklı illegal örgütler haline gelmesine izin verilmemelidir.

FETÖ, sosyal yapının temel harcı olan din, siyaset, hukuk, eğitim, sanat, ticaret ve aile kurumlarını suiistimalle tecessüm eden bu ahlâkın kaçınılmaz sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kalmış, “komprador ahlâkın” elle tutulur, gözle görülür açık seçik anlaşılan en alçak karakterlisini temsilen yakın tarihte şahit olduğumuz bir örneğidir.

Tarihin her döneminde “komprador ahlâk” sahipleri, “süfli” çıkarlarını, evrensel söylemlerle gizleyerek, maskeli figüranlarıyla aramızda arz-ı endam ederken, ne milli değerlerin akıbetini, ne dini değerlerin ulviliğini, ne kültürel hazinelerin zenginliğini, ne vatan kavramını, ne milletin somut şahsiyeti olan devleti ne de doğup büyüdükleri, ekmeğini yiyip gelişip serpildikleri milleti, kendi çıkarlarının üzerinde görüp korumamıştır. Aksine kendilerine vaad edilen çıkarları uğruna, tüm bunların yıkılışında, tahrip edilişinde başrolde bir maşa rolünü üstlenmişler ve bu rolü oynamışlardır.

Şimdi bize düşen görev; “ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” diyen bir peygamber Hz. Muhammed (s.a.v)’e inananlar olarak, işimizi, aşımızı, bakışımızı, duruşumuzu, tutumuzu, davranışımızı, “kârımızı” sigâya çekerek, hangi ahlâkın boyasıyla boyandığımızı ve ruhumuzu örten elbisenin hangi kumaştan kesildiğini tefekkür etmektir.

Bugün devletimizin kompradorlara rağmen, tüm unsurlarıyla Anadolu Ahlakının, Medeniyet Mefkûresinin, yeniden inşasına yönelmiş olması güçlü ve bilinçli bir gayretin ürünüdür.

Bize düşen sorumluluk; Anadolu ahlâkının medeniyetlere örnek olmuş ulvî kimliğini kendimize zırh yaparak, komprador ahlâkın süfli kimliğine karşı durabilecek sosyo-ekonomik sistemi, sağlam temeller üzerine, medeniyetimizin vakarına uygun bir şekilde yeniden kurgulamaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.