1. YAZARLAR

  2. Engin KAŞDAŞ

  3. Kimmiş o gazeteciler!
Engin KAŞDAŞ

Engin KAŞDAŞ

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Kimmiş o gazeteciler!

A+A-

Yine algı, yine gazeteciler, yine akademisyenler, yine sanatçılar… Hepsi “sözde.” Simülasyon yani… Avrupa gibi; her şeyin, her değerin taklidini yaşamak / uygulamak meselesi. 

Bakmayın bağırıp çağırdıklarına, feryat ettiklerine, boğazlarını patlatırcasına haykırmalarına… 

Tek gerçek onların menfaatleri ve hizmet ettikleri efendilerinin kirli emelleri. Tek hedefleri; ahlaksız, kukla düzenlerine çomak sokan yeni düzen ve onun mimarları.

Mesela bugün 24 Temmuz… Biz gazetecilere göre “Basın bayramı”… Ama onlara göre bir tür intikam günü. Onlar kim diye sormayın, hepsi malum. Malum şahıs sosyal medyadan şöyle hedef gösteriyor; “Basın Bayramı'nı utanç gününe çeviren, işini yapan gazetecileri hapse atan, sansürün en beterini uygulayan AK Parti Hükümeti'ni kınıyorum.”

Bu tuhaf, art niyetli, tamamen algıya dönük, talimatla yazıldığı çok açık cümleyi analiz edelim. Evet, bugün “Basın Bayramı.” Yani kalemini namusu bilen, ülkesi, milleti ve devletinin menfaatlerini her şeyin üstünde tutan, tek gayesi kamuoyunu doğru bilgilendirmek olan, tarafsızlığı şiar edinmiş sağlam kalemlerin günü. Bu skandal cümlenin tek doğru iki kelimesi… 

“Utanç günü” kısmını tersinden görelim: “Devlet sırrı”nı ifşa etmek, terör örgütlerine (FETÖ, PKK, PYD, DHKP-C) yardım ve yataklık. Hepsi delillerle sabit… Yani adam kısacası kendini ve savunduğu düşünceyi tarif ediyor. Evet bu onlar için bir “utanç vesikası”dır. Altına imza attıkları ihanetler asla unutulmayacak. 

“İşini yapan gazeteciler” kısmı herkese göre farklı anlamlar barındırabilir. Kısacası “rölatif” bir değerlendirme. Mesela biz işimizi yapıyoruz, bu doğru. Onların başkalarının işini yaptıklarını, başkalarının himayesinde olmalarından çok net anlayabiliriz. Mesela MİT Tırları ihanetine imza atan gazetecinin bugün Almanya’nın himayesinde olması, benzer ihanetlere ve skandallara imza atan “sözde” gazeteciler için Türkiye düşmanı resmi/sivil organizasyonların dünyayı ağaya kaldırması… 

Onlar bir iş yaptılar ama bunun adı gazetecilik değil, ihanetti. Ve ihaneti millete gazetecilik diye yutturmaya çalışanlar bugün yargının gündemindeki bir meseleyi, siyasete alet etmek suretiyle kendi değirmenlerine su taşıyorlar.

“İşini yapan gazeteciler”e bakın; kimi bölücü terör örgütünün yayın organlarında nöbetçi genel yayın yönetmeni olabilmek için kuyruğa giriyor, bunun adına “basın özgürlüğü” diyor; kimi 15 Temmuz darbe ve işgal girişiminin mimarı FETÖ’nün yayın organlarının önünde canlı kalkan rolüne soyundu bunun da adına “basın özgürlüğü” dedi. 

Dağdaki eli kanlı teröristle görüşüp, hepsini “çevreci” olarak ilan eden sözde gazetecileri de gördük. Başka bir ülkede meydana gelen terör saldırılarını verirken, barış ve kardeşlik çağrısı yapıp; kendi ülkesinde meydana gelince devleti katil, teröristi/canlı bombayı masum ilan eden, anında "aktivist" etiketi yapıştıran sözde gazetecileri de gördük. 

Bunun gibi sürü ile iğrençlik sayabilirim. İşin ilginci; bütün bu iğrençlikler ve dahası “gazetecilik” adı altında yapılıyor. Sonra birileri çıkıp “gazetecileri serbest bırakın bayram olsun” pişkinliğini gösterebiliyor. Çok yabancı değil, bildiğiniz Doğan medyasının tetikçi kalemleri… 

İçeriden, dışarıdan inanılmaz bir organizasyon iş görüyor. Sözde uluslararası kuruluşlar Türkiye aleyhine raporlar hazırlıyor, içerideki piyonlar o raporları iç kamuoyuna dönük mesajlara dönüştürüp “Birgün”, “Cumhuriyet” türünden gazetelere servis ederek bir gün sonrasının manşetlerini dizayn ediyor, işin siyasi ayağında emre amade isimler ve sözde genel başkanlar milletin kürsüsünden “tutuklu gazetecilere özgürlük” sloganları eşliğinde milletin aklı ile alay etme seansları düzenleniyor. Üstelik bütün bunları yaparken öyle bir mağduriyet edebiyatı yapılıyor ki…

Ha biz biliyoruz, milletimiz de biliyor da; bu adamlar yürüttükleri bu algı operasyonlarının tutmayacağını, işe yaramayacağını, zaman, enerji kaybı ve ülkeyi oyalamaktan öteye gidemeyeceğini bir türlü öğrenemedi. Hızlanıp öne geçmelerini geçtik, yürürken bile tökezleyen bu anlayışın “küçük” ama “mide bulandıran” hallerinden gına geldi. 

Bizim bu konudaki son sözümüz 24 Temmuz tarihine dair olacaktır; “kalemini namusu bilen” gerçek gazetecilerin Basın Bayramını kutluyoruz.

Selam ve dua ile… 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.