1. YAZARLAR

  2. Engin KAŞDAŞ

  3. “Katar operasyonu”ndan “Rabia”ya bir komplo tahlili
Engin KAŞDAŞ

Engin KAŞDAŞ

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

“Katar operasyonu”ndan “Rabia”ya bir komplo tahlili

A+A-

ABD Başkanı Trump’ın Suudi Arabistan ve İsrail ziyaretinin üzerinden çok zaman geçmeden Arap dünyasını bir birine düşüren “Katar” merkezli gelişmeler birden hem Ortadoğu’nun hem de dünyanın bir numaralı gündem maddesi haline geldi.


Daha önce kaleme aldığımız “Büyük Şeytanla kılıç dansı ve kendi göbeğini kesmek” başlıklı yazımızda Trump’ın bölgeye yaptığı ziyaret sonrasında yaşanacaklara ilişkin ipuçlarını “Büyük Şeytan’la kılıç dansının karşılığı (faturası) yakın zamanda ortaya çıkacak ve insanlık yeni trajedilerin önüne geçmek için çok geç kalmış olacak hepimiz iyi biliyoruz” ifadeleri ile vermiştik.


Çok geçmedi, belki de kimsenin tahmin edemeyeceği bir hamle geldi. “İran” ve “DAEŞ” bahanesiyle, uzun zamandan beri Türkiye ile ilişkileri çok iyi olan Katar’a operasyon çekildi. Operasyon diyoruz, zira aynı merkezden düğmeye basıldığı çok açık hamleler senkronize olarak peş peşe geldi. Suudi Arabistan’ın başını çektiği bazı Arap Birliği ülkelerinin emre itaat konusunda tereddüt etmediklerini gördük. Aynı körfez ülkeleri, Filistin konusu başta olmak üzere Ortadoğu’nun kanayan yaraları söz konusu olduğunda onlarca yıldır aynı cephede bir araya gelemiyorlar.


Katar’ı hem bölge için, hem dünya için hem de Türkiye için önemli kılan pek çok faktör var. Milli geliri, yatırımları ve ikili ilişkileri; herkesin bildiği detayları paylaşarak can sıkacak değilim lakin enteresandır, “terör devleti İsrail” ve darbeci Sisi yönetimindeki “Mısır” zulmünden kaçan Müslümanların sığınıklarından biridir Katar. Terör bağlantılarına gelince, bugün Türkiye’deki malum çamurcu muhalefetin DAEŞ ile ilgili saçma sapan iddialarının aksine Katar ve Türkiye’nin DAEŞ başta olmak üzere terör örgütlerine karşı mücadelesi en üst düzeydedir. Malum Katar operasyonundan birkaç gün önce Türkiye ile Katar arasında terörün finans kaynakları ile mücadele noktasında çok önemli bir anlaşma imzalandığını hatırlatalım.


Afganistan-Sovyet Rusya savaşından bu yana izlenen strateji hep aynıdır. Oyunu oynayan tarafın hedefinde hep tek merkez olmuştur. Büyük devletlerin parçalanarak dağılmasını hazırlayan sürecin bir benzeri 30-40 yıldır küçük devletleri de parçalayarak birer kukla haline getirmek için yürütülüyor. Türkiye’nin Afganistan’daki siyasi ve askeri nüfuzu “Gulbeddin Hikmetyar” ve “Raşid Dostum” isimleri ile yakından alakalıdır. Afganistan’ın Sovyet Rusya karşısında elde ettiği zafer ve sonrası dönemin Türkiye ve bölge açısından önemli sonuçları/kazanımları olacaktı. Orta Asya ve Ortadoğu coğrafyası Türkiye için komşuluk ilişkilerinin çok ötesinde manalar içerir. Gönül coğrafyasıdır bu topraklar, bir zamanlar barış ve adaletin ecdat eliyle sağlandığı her yönüyle bereketli topraklardır.


Bu topraklara yeniden bereketi, huzuru, adaleti ve barışı yine o ecdadın torunlarının getireceğini iyi bilenler, kendi gelecekleri için bu toprakları ateşe atmaktan, fitne üretmekten, elimizi attığımız her yerden kolumuzu kanadımızı kırmak için çabalamaktan geri durmayacaklardır. Sınır komşularımızdan başlayarak etrafımızdaki çemberi daraltma gayretlerini görmediğimizi sanıyorlar.

Irak hamlesi, Libya hamlesi, Mısır hamlesi, Suriye hamlesi hep bu çember operasyonunun bir parçası.

Katar hamlesinin ulusal ve uluslararası ayaklarına göz attığımızda ise çok daha tehlikeli ve çok daha karmaşık bir oyunla karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Ambargoya maruz kaldığı dönemde Türkiye ile İran arasındaki ticaretin bugün ABD’ye uzanan bir kriz konusuna dönüştürülmüş olması, Katar’a yönelik operasyonun gerekçelerinin başında İran’ın gelmesi, Türkiye ile Katar arasındaki ilişkilerin her alanda zirvede olması ve en ilginci de Türkiye’nin 2013’te Bakanlar Kurulu kararı ile terör örgütü ilan ettiği DAEŞ iddiası…


Katar hamlesi de Türkiye’nin bölgesindeki etkinliğini kırma noktasında belki de en büyük ve en tehlikeli hamlelerden biridir. Mısır’da Muhammed Mursi dönemi ve sonrasında yaşananları, Filistin’de yaşananları, Suriye’de yaşananları ve Irak’ta hiç dinmeyen acıları bütün yönleri ile herkes biliyor. Ancak Katar operasyonunun bölgeye nasıl etki edeceğini, İran’ın nasıl pozisyon alacağını, ABD’den talimat almışçasına hareket eden Körfez ülkelerinin bundan sonraki hamlelerini kestirmek güç. İran Meclisi ve Humeyni’nin mezarındaki terör saldırıları “Katar operasyonu” sonrası dönemin ilk kıvılcımı mı bunu da yakın zamanda göreceğiz.


Türkiye açısından durumun tahlilini yapmak ise o kadar kolay değil. Çünkü uluslararası boyutta bir yıkım projesi için düğmeye basıldığında, hem İslam dünyasına hem de bölgemize zarar verecek her hangi bir gelişme yaşandığında ne hikmetse içeride de ihanetin zirveye ulaştığını gözlemliyoruz.

ABD-İsrail güdümlü “Katar operasyonu” sonrasında Türkiye’de ana muhalefet görevini üstlenen partinin başındaki zatın, haftalık grup toplantısında yaptığı konuşmada, Katar’a neredeyse “terör devleti” demesi, daha da ileri giderek İhvan’ı terör örgütü ilan etmesi, Türkiye’de de “Tek devlet, Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Vatan”ı sembolize eden “Rabia işareti”nin terör örgütüne ait olduğunu öne sürmesi kimse için şaşırtıcı olmamalı.


Bir dostumun “ana muhalefetin başındaki zatin bu hamlesi, dışarıda düğmesine basılmış operasyonun Türkiye ayağıdır. Rabia işaretini; bizim için ne anlama geldiğini bile bile karalamak, İhvan’ı terör örgütü ilan etmek ‘Katar operasyonu’nun uygulayıcılarına bir mesajdır. Kendi durduğu yeri belli ederek, Türkiye’yi, hükümeti, Recep Tayyip Erdoğan’ı hedefe koymaktır. Dolayısıyla Türkiye’ye yönelik her hamlede bir üst akıl, bunlara ne yapmaları gerektiğini dikte ediyor” şeklindeki yorumunu bu yazının sonuna eklemeden olmazdı.

Bekleyip bundan sonrasını göreceğiz; dışarıda çekilen operasyonun içerideki ayağını da not edeceğiz elbette…


***


Bu da burada kalsın…
Lut Kavmi’nin çocukları olduğunu kabul edenler, helak olmayı göze almış demektir… Allah’ın laneti onların üzerine olsun.

***

Beyaz güvercini kirletmesinler…
Deniz Seki meselesi de “Lut Kavmi’nin çocuklarıyız” pankartları eşliğinde insanlığın başına gelebilecek en büyük onursuzluğu, en büyük sapıklığı, en büyük sapkınlığı “onur” diye nitelendiren “ahlaksız”ların yürüyüşü ile aynı meseledir aslında…

***

Selam ve dua ile.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.