Ahmet Belada

Ahmet Belada

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Güç

A+A-

Gücü, fizikî, manevî ve makam olmak üzere, üç grupta mütalaa edebiliriz.

Bir dostum, “Kötü ses yoktur. Terbiyeli-terbiyesiz ses vardır.” Derdi. Ben gücüde aynı görüyorum. Kötü güç yoktur. Ahlaklı (terbiyeli) ve ahlaksız (terbiyesiz) güç vardır.

Ahlaktan mahrum olan güçlüler, gücü hak ve hakikatin yerine ikame ederler. Ve "Biz… Gerçekten iyi, donanımlı, örgütlü bir toplumuz." derler. Böylece toplumu psikolojik olarak tesir altına almaya çalışırlar. Bu anlayış güce sahip olup da güç ahlakına sahip olmayanların her zaman ve zemindeki mantığını ortaya koymaktadır.

Nitekim azgın güçlüler: "Biz güçlüyüz ve caydırıcı yeteneğe sahibiz…" derler. Zorbaca baskı kurmaya çalışırlar. Şehir halkını ikiye ayırırlar. Onlardan bir kısmını zayıf düşürmeye çalışırlar. Onlar gerçek bir bozguncudurlar. Bunlar gücü hakta değil, kuvvette görenlerdir. Gücü sınırsız sayanlardır. Oysa güç Hak’ta ve doğruluktadır.

Gücü makamda ve madde de gören, Karun kibirli vaziyette, kalabalık avenesiyle, halkın arasında debdebeyle yürürken, onların görünüşüne aldanan, zayıf imanlılar onlara imrenmişlerdi. Karun karşıtları, Karun’a hayranlık duyanları uyararak bu durumun geçiciliğini asıl olanın ahret olduğunu onlara anlatırken; ‘bırakın onlar, gayr-ı meşru mal mülk edinsinler, bir gün onun hesabını Allah’a vereceklerdir.’ Diye teskin ve teselli ederler.

Ahlaksız güç; sahibine faydadan ziyade zarar verir.

Ahlaklı güç ise; sahibine, elinde imkân ve güç olduğu halde, mütevazı, hoşgörülü ve affedici olmayı öğretir.

Diğer taraftan, makamdan aldıkları gücü, makamın elinden gitmesiyle yok olacağını unutanlar; kendini her şeyin üstünde görenlerdir. O güç sahiplerinin güçleri ellerinden gittiğinde ne hale geldiklerini tarihte ve günümüzde görmekteyiz/bilmekteyiz.

Aşağıda vereceğim örnek; gücü zahiri kuvvette görenler ile yaratıcı da, görenler açısından oldukça önemlidir.

Olay İslam’ın adil Halifesi Hz. Ömer zamanında geçer. İslam ordusu dönemin süper gücü İran karşısındadır.

İslam ordusunun geldiğini duyan İran yönetimi, uzun bir değerlendirmenin ardından şu karara varır. Ordu komutanı Rüstem orduyu çok güzel bir şekilde düzenleyerek, İslam komutanı Sâd b.Ebi Vakkas'tan bir elçi isteyecek. Elçi, Rüstem’in göz kamaştıran ordusunun ve gücünün karşısında durulamayacağını anlayacak ve savaşmaktan vazgeçilmesi teklifinde bulunacak! Plan bu.*

Her şey planlandığı gibi gider. Rüstem kurulan nadide çadırın içinde otururken, uzunca serilmiş meşhur İran halısının iki tarafında dizilmiş rükû halinde insanlar.

Böyle bir atmosferde gelen İslam elçisi Rebi bin Amir ise; Yalın ayak, paslı bir kın içindeki kılıç, süngü ve çıplak bir at… Korkuyu korkutan, ölümü öldüren, her şeyi Allah’ta gören yiğit elçi, gördüğü manzara karşısında hayret ederek, kendisini çağırmaya gelen yanındaki İran elçisine:

"Biz sizi medeni sanırdık. Şu halinize bakın " diyerek rükû halindeki insanları gösterir. Akabinde, atından iner, kimsenin basmaya dahi kıyamadığı halının üzerinde, bir elinde atı diğerinde süngüsüyle halıyı dele dele çadıra doğru, İslamî vakar ve ciddiyetle yürür.

O esnada Rüstem, elçinin gelişini dikkatle izler ve gelişindeki vakar ve azameti görünce:

“Biz savaşı kaybettik" der.

Yanına gelip oturduğunda Rüstem sorar:

Dört baldırı çıplak, ta… Arabistan yarımadasından buralara kadar ne diye geldiniz?”

Elçi: “İnsanları kula kulluktan kurtarıp; Allah’a kulluğa; Batıl Dinlerin Zulmünden İslam’ın adaletine kavuşturmak için geldik.

Ya Müslüman olup, sahip olduğumuz haklara sizde sahip olursunuz.

Yahut bizim üstünlüğümüzü kabul ederek cizye (Gayr-ı Müslimlerden alınan vergi) verirsiniz.

Aksi takdirde sizinle kılıçlarımız kırılıncaya veya şehit oluncaya kadar savaşırız.”

Rüstem üçüncü şıkkı seçti. Savaşın sonu malum. Üstünlüğü ve gücü Allah’ta görenlerin kesin zaferiyle sonuçlandı.

Şairin; “Beni Allah tutmuş kim eder azâd" dediği gibi insan izzet ve şerefi güç ve kuvveti yaratıcı da görürse insanların gücünün o güç karşısındaki hiçliğini onlar.

Gücü, güçsüzler üzerinde tahakküme dönüştüren kimseler aciz, sadist, korkak, ürkek, kendisiyle barışık olamayan tedirgin kimselerdir. O tür insanlar, iki kişinin konuştuğunu görse, kendi aleyhinde konuşulduğunu sanır.

Gücün ahlaki kıvamla bezenmediği zaman, orada zulüm, haksızlık, kayırmacılık, ayrımcılık ve hodbinlik hâkim olur.

İnsan; fizikî gücü, boks, güreş vs. gibi sportif faaliyetlerde,

Manevi gücü, Allah ve Resul’e yakın olmada,

Makam gücünü ise, insanlara yardım ve hizmette kullanmalıdır.

Ramazan Bayramınız mübarek olsun.

 

-------------------------0---------------------------

*Tıpkı Cenab-ı Hakkın, İsrailoğullarına Arz-ı Mevuta yerleşmelerini istediğinde; Musa a.s. Yuşa a.s. başkanlığında bir heyet gönderir. Onlara, ‘oradaki müşahedelerinizi benim dışımda kimseyle paylaşmayın.’ Der. Der ama Yuşa’nın dışındaki iki kişi tembihata rağmen; orada gördükleri güçlü ve donanımlı ‘cabbarlar’ ordusunun durumunu geride kalanlara anlatarak, onlarla savaşılamayacağını söylerler. Onlar da Hz. Musa’ya: “Sen ve Rabbin gidin onlarla savaşın. Onları oradan çıkarın ve biz de gelip oraya yerleşelim.” Derler. Bu yaklaşımlarından dolayı 20 yaşının üstündekileri Allah Tıh Çölünde helak etmiştir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.