Mehmet Haşim Karaman

Mehmet Haşim Karaman

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Fitne-2

A+A-

Bundan önceki yazımızda İslam tarihinde Hz. Osman'ın şehit edilmesi ile başlayan fitne hareketlerine ve sonuçlarına değinmiş ve yazımızı "Peki, bir çok alimin "onlar kılıçlarını kirletti, biz bu meseleleri konuşup dilimizi kirletmeyelim" dediği son derece "netameli" bir konuyu durduk yere biz neden gündeme getirdik?" diye tamamlamıştık.

Malumunuz olduğu üzre Kur’ân’ın önemli bir kısmı, geçmiş ümmetler ve peygamberlerin kıssalarından bahsetmektedir. Taberî başta olmak üzere bazı müfessirler kıssaların Kur’ân’ın üçte birini teşkil ettiğini söylerken; bazıları da üçte ikisini kapsadığı kanaatindedir.
Hatta Reşid Rıza gibi kıssanın anlamını geniş tutanlar için bu oran
dörtte üçe kadar çıkmaktadır.

Kur'an-ı Kerim'de kıssaların bu kadar büyük bir oranda yer almasını Cenab-ı Allah, Yusuf Suresi 111. ayette şöyle açıklıyor: "Geçmiş milletlerin kıssalarında akıl sahibi insanlar için pek çok dersler vardır.”

Yani bu kıssalar, ders çıkarmak ve ibret almak için vardır.
Bu gerçeği İstiklal şairi Mehmet Akif ise şöyle açıklıyor:
"Tarihi 'tekerrür' diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?"

Peygamber Efendimiz’ in ölümünden sadece 18 yıl sonra (Hz.Osman'ın halifeliğinin 6.yılından sonra) ekilen ve yüz bine yakın Müslümanın birbirinin canına kıymasını anlatma nedenimiz de bugünkü fitne hareketlerine ışık tutmak ve bu yaşananlardan ibret alınmasını sağlamaktır.

Dün, Kur'an'ın ilk muhatapları olan sahabeyi birbirine kılıç çekme noktasına getiren fitne hareketlerinin bugün olmadığını söylemek sanırım en hafif tabiriyle safdillik olur.

Müslümanlar arasında nifak ve fitne tohumu ekme çalışmaları bin beş yüz yıldır olduğu gibi bugün de devam ediyor elbette.
Bugün dünyada kartlar yeniden karılıyor, coğrafyamız yeniden dizayn edilmeye çalışılıyor. Bunun için de yeni yerli Lawrance'ler piyasaya sürülüyor. Hem islam aleminde hem de ülkemizde bir yandan mevcut itikadi-sosyal, siyasal farklılıklar derinleştirilmeye çalışılırken, diğer taraftan da yeni fitne tohumları durmaksızın ekiliyor.

Bir yandan bölgenin iki büyük ülkesi İran ve Türkiye mezhepler üzerinden karşı karşıya getirilmeye çalışılırken; öte yandan Sünni ve Şii mezheplerinin alt kollarındaki farklılıklar da derinleştiriliyor.

Bu yüzden sayın Cumhurbaşkanımız sık sık "mezhepler din değildir." açıklamasını yapmak durumunda kalıyor. Çünkü Sayın Cumhurbaşkanı resmin bütününü ve oynanmak istenen oyunu çok net bir şekilde görüyor.

Aynı dine, aynı kitaba, aynı peygambere inanan insanları, ülkeleri, mezhepleri karşı karşıya getirmeye çalışanlar dün olduğu gibi bugün de "doğru görünen yalanları" kullanıyor.

Çünkü, "en tehlikeli yalan içine hakikat kırıntıları karıştırılmış yalanlardır."

Söylenenlere bakıldığında iddiaların genel olarak gerçeği yansıttığını görürürüz. İçinizden "doğru valla" dersiniz. Pirinci görür, içinde tek tük bulunan taşları göremez; amiyane tabirle “oltaya gelir” bir çoğumuz farkında bile olmadan, bilmeden; hatta bir de bunun sevabını umarak "gavurun değirmenine su taşımaya" devam ederiz.

Düşmanlarımız, silah olarak bizi kullanıyor, bizden olanı bizimle vuruyor.

İşin garibi, bundan önceki yazımızda anlattığımız ve yüz bine yakın Müslümanın birbirini katletlettiği Cemel ve Sıffin savaşlarına büyük bir hoşgörü içerisinde "onların yaptığı bir içtihat hatasıdır. Dolayısı ile her iki taraf da şehittir" diyecek kadar hoşgörü gösteren Müslümanlar, bugün birbirlerini çok rahatlıkla tekfir edebiliyor.

Biri diğerini, en küçük bir görüş ayrılığında en ufak bir tereddüt dahi duymaksızın "Sapıklıkla", "Kafirlikle" itham ederken, diğeri de öbürünü yine en ufak bir tereddüt göstermeksizin anında "Şirk içinde olmakla" itham edebiliyor.

Taraflardan hiçbiri de karşısındakinin (kısmen de olsa) haklı olabileceği ihtimalini hiç aklına getirmiyor. Futbol takımı tutar gibi bir yere kapılanıyor; ya toptan alıyor ya da toptan süpürüp atıyor. Karşısındakini ötekileştiriyor, kategorize ediyor ve düşman ilan ediyor.
Ve en önemlisi, gerçek İslam düşmanlarına göstermediği hiddeti, şiddeti Mü'min kardeşine reva görüyor.

Oysa, Fetih Suresi'nin 29. ayeti Müslümanı tanımlarken, "Muhammed Allah'ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler" diyor.

Sorsan, her biri geçmişteki harici; bugünkü İŞİD (DAİŞ) zihniyetini yerden yere vurur. Ama her birinin yaptığının harici zihniyetten çok ta fazla bir farkı yok. Tek fark, kılıç yerine "dil silahı"nın kullanılması.
Her bir hizip ve meşrebin yaptıklarına dayanak kıldığı ayet ve hadisler var. Ve her fırka kendini fırkayı naciye diğerlerini ise cehennemlik görüyor.
Malum hariciler de insanları tekfir ederken ayetleri delil getiriyorlardı. Önce seçtikleri ayetlere dayanarak karşıdakini kafir ilan ediyor ardından da “Siz, insanlar için ortaya çıkarılan doğruluğu emreden, fenalıktan alıkoyan, Allah’a inanan hayırlı bir ümmetsiniz” (Al-i İmrân, 110) âyetine sığınarak kendileri gibi düşünmeyen Müslümanları katlediyorlardı.

Maalesef bugün iş daha da şirazesinden çıkmış bulunuyor.

İnsanlar, hiç çekinmeden muhataplarını sosyal medya üzerinden ön kabul ve yargılarla anında sapkınlıkla, küfürle, şirkle itham edebiliyor.

(Bütün bunlar şeytani (üst) akıl tarafından özel olarak hazırlanan bilgisayar programları ile tahlil ediliyor, bunlara göre politikalar geliştiriliyor, basit farklılıklar sosyal medya üzerindeki binlerce fake hesapla tahrik ediliyor.)

Ve işin garibi bu kişilerin mensup olduğu hizip, ekol, meşrep ve tarikat liderleri de kendi taraftarlarına "yapmayın, etmeyin" demiyor, hatta çoğu kez bu kutuplaşmayı körüklüyor.

Kendi görüşlerini haklı göstermek, kendileri gibi düşünmeyen grupları tekfir etmek için ayet ve hadislere dayananlar "Hep birlikte Allah'ın ipine (Kur'an'a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin" (Al-i İmran 103) veya "Şüphesiz ki müminler kardeştir"(Hucurat 10) vb. ayetleri ya da "Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (düşmanına) teslim etmez. Kim, (mümin) kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim Müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır. Kim bir Müslümanı(n kusurunu) örterse, Allah da Kıyamet günü onu(n kusurunu) örter" (Buhârî, Mezâlim ) mealindeki hadisleri maalesef görmüyor.

Bütün bu yazdıklarımla kimi mi kastediyorum? Özelde hiç kimseyi, genelde herkesi. Acizane, haddim olmayarak bir ayna tutmaya çalışıyorum.

Sözüm öncelikle kendime. Ama herkes bu aynaya lütfen bir baksın, fitne hareketlerine ne kadar malzeme taşıyor kendisi karar versin.

Şunu hiçbir zaman unutmayalım! Fitnecilerin ana malzemesi insandır. İnsanların hırsları, kızgınlıkları, küskünlükleridir. Duygularıdır. Haklı (görünen) talep,istek ve sözlerdir.

Ve bu haklı (gibi görünen) talepler, sözler bundan önceki yazımızda da anlattığımız gibi Peygamber'in rahle-i tedrisinde yetişmiş, O'nun ahlakı ile ahlaklanmış sahabeyi bile birbirine kılıç çeker hale getirmiş ve yüz bine yakın Müslüman birbirini katletmişti.

Bu nedenle kimse bugün ekilmeye çalışılan fitne tohumlarını küçük görmemeli, herkes tarihi iyi okumalı.

Çok yakın zamanda coğrafyamızda yaşananları ve hala yaşanmakta olanları,

Yüzlerce yıl aynı mahallede kapı komşusu olarak huzur içerisinde yaşayan ve 'Millet-i Sadıka' olarak adlandırılan Ermeniler ‘in; komşuları olan Müslümanları katletme noktasına nasıl geldiklerini,

1980 öncesinde yaşanan Alevi-Sünni; sağ-sol çatışmalarını,

1980'den sonra Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaşanan problemleri,

Güneydoğu Anadolu'da İslam adına Müslümanları katleden Hizbullah fitnesini,

1994 yılında Ruanda'da aynı ırkta olanların önce nasıl ayrıştırıldığını sonra nasıl birbirine kırdırıldığını, çağın en büyük katliamlarından birinin yaşandığını,

Hakeza Bosna'da yaşananları, her Müslüman iyi bilmek iyi tahlil etmek zorundadır.

Bütün bunları analiz edebilmek için tarihçi ya da stratajist olmaya gerek yok. Bütün bunlar bir insan hayatına sığacak kadar kısa sürede yaşandı. Ve bu yaşananların hiçbiri masal değil. Hepsi toplumların hayatında onulmaz yaralar açtı.

Kimse "artık bu tür hadiseler olmaz" diye düşünmesin!

FETÖ denilen asrın en büyük ihanet ve fitne hareketinin kendilerinden olmayanlara reva gördükleri zulmü daha dün yaşamadık mı? Eğer 15 Temmuz’da başarmış olsaydılar başımıza gelecekleri tahayyül edebiliyor muyuz?

Daha dün aynı cemaatin iki farklı fraksiyonu, Kâbe'nin hemen yanıbaşında birbirinin kafasını, gözünü yarmadı mı?

Unutulmamalı ki, bugünkü derin kavgaların altında yatan sebepler dünün çok küçük meseleleriydi. Çınar ağacında açılan küçücük bir çatlak zamanında tedbir alınmazsa çınarın koskoca gövdesinde onulmaz-onarılmaz yaralara yol açabilir.

Aslında bu yazıda; son dönemlerde akıllı düşmanlarımız" ve "akılsız dostlarımız" eliyle ekilmeye çalışılan fitne tohumlarından birisi olan ve son günlerde gündemde sıkça yer tutan "İslamcılık" tartışmalarını ele alacaktım. Ne var ki yazı; hacim itibariyle bir köşe yazısı sınırlarını oldukça aştığından bu konuya bir sonraki yazımda değineceğim inşallah.

Selam ve dua ile. Sağlıcakla kalın.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum