Ahmet Belada

Ahmet Belada

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Erdem

A+A-

Erdem: doğruluk, yardımseverlik, yiğitlik, bilgelik, alçakgönüllülük, iyi yürekliliğin ortak adıdır. Eş anlamlısı fazilettir.

Erdem: gerektiği takdirde, insan iradesinin büyük özverilerde bulunarak ve ciddi engelleri aşmak pahasına, ahlakî iyiliği amaçlama, iyilik uğruna hareket etme gücüdür.

Erdem, sosyal hayatımızda yaşayan herkesin her alanda kullanması ve uygulaması gereken önemli ve ahlakî bir kavramdır.

Erdem, duruştur/mehabettir. Mehabet dendiğinde aklıma duruşu ve İran Başkomutanı Rüstem’e verdiği cevabıyla Rebi bin Amir gelir. O ki, dünyevi anlamda kısıtlı imkâna sahip olmasına rağmen, yaptığının karşılığını Allah’ın rızasını kazanmada ve cennete kavuşmada arayan ahlak, fazilet ve erdem sahibi bir kişidir. İslamî mehabetiyle insanları kendine hayran bırakmıştır.

Allah Beni İsrail’in Arz-ı Mev’ud’a yerleşmesi için Hz Musa’ya emir verdiği zaman, Hz. Musa (as) Cabbarlar ordusuna elçiler göndermişti. Gönderdiği elçiler Cabbarlar ordusunun ihtişamını görüp savaştan vazgeçmişler. Hz. Ömer (ra) zamanında meydana gelen İran (Kadisye) savaşı esnasında da İranlı komutan Rüstem bu hadiseden yola çıkarak, bizim görkemli ve güçlü ordumuzu görerek savaşmaktan vazgeçerler, düşüncesiyle İslam ordu komutanı Sad bin Ebi Vakkas’tan (ra) bir elçi ister. Sad’ın (ra) seçtiği elçi de Rebi bin Amir’dir. Elçi olarak gitme talimatını alır almaz yamalı elbisesi, ayağındaki çarığı, bindiği çıplak atı, paslı kınının içine sokulmuş kılıç ve süngüsüyle yola düşer. Ordugâha vardığında Rüstem’in muhteşem tasarlanmış ordusu, atlastan çadırı ve uzunca yayılmış İran halısı göz kamaştırır bir vaziyettedir. Rebi, gördüğü bu manzara karşısında bırakınız korkup hayret etmeyi, istihza ederek yanındaki elçiye: “Biz sizi medeni bir millet bilirdik. Görüyorum da insanlarınız komutana tapıyorlar.” der.

Ardından atının ipinden tutarak süngüsüyle, basmaya dahi kıyamadıkları halıyı dele dele çadırın yanına kadar varır. Atını çadırın kazığına bağlar. Rüstem’in de yanına oturur. Korumalar hemen kolundan tuttukları gibi savururlar. Rebi, “Siz istediniz biz geldik. İstemiyorsanız dönebilirim” der. (Elçinin korkusuz, mehabetli ve erdemli gelişini görün Rüstem kısık bir sesle, “Biz savaşı kaybettik.” der.)

Rüstem oturması için işaret eder. Ardından da Rebi’ye, “Siz dört tane baldırı çıplak ta Arabistan yarım adasından buraya ne diye geldiniz?” der.

Rebi, “İnsanları kula kulluktan Allah’a kulluğa, batıl dinlerin zulmünden İslam’ın adaletine sevk etmek için geldik.”

Rüstem, “Peki bizden isteğiniz nedir?”

Rebi, “Size üç gün mühlet veririz. Mühletin sonunda: a) Eğer Müslüman olursanız sahip olduğumuz tüm haklara siz de sahip olursunuz. b) Yok bunu kabul etmezseniz cizye (gayr-ı Müslimlerden alınan vergi) verirsiniz, biz de sizin hak ve hukukunuzu koruruz. c) Yok, bunu da kabul etmezseniz kılıçlarımız kırılıncaya dek sizinle savaşırız.” der.

Onlar üçüncü şıkkı tercih ettiler. Müslümanların zaferiyle sonuçlanan savaşın ardından dünyanın süper güçlerinden İran, İslam’ın ilk yıllarında İslam’a katılmış oldu.

Erdem, her yerde her zaman olması gereken kıymetli bir hazinedir. Bu hazine kaybedilir veya ötelenirse insan savrulur. Sahip olduğu tüm değerler rencide olur. Bu durumda insan konuşması gereken yerde susar, susması gereken yerde de konuşur.

Durup önce kendimize, sonra birbirimize sormalıyız: Altın değerindeki günlük 24 saatlik zamanın ne kadarını İslam’ın ve insanlığın yararına, ne kadarını nefsimizin yararına kullanıyoruz? Başka bir ifadeyle; yirmi dört saatin ne kadarını bizi ebedi istirahatgâhımızda rahat ettirecek amellerle, ne kadarını dünyalık amellerle geçiriyoruz?

Başta gençlerimiz olmak üzere birçok insanımızı esir alan, sarıp sarmalayan “sosyal medya” aile ilişkilerimiz başta olmak üzere insani ilişkilerimizi, erdemlerimizi tahrip etmektedir. Artık eskiden olduğu gibi maalesef aile muhabbeti yapılmıyor/yapılamıyor. Bundan çok daha kötüsü, sosyal medyada kullanılan dil sayesinde güzelim Türkçemiz perişan ediliyor. Ahlakî kavramlarımız yok ediliyor. İnsanî ilişkilerimiz dumura uğruyor. Argo ve bed (çirkin) sözler gırla gidiyor. Nezaket ve nezafet ayaklar altına alınıyor.

“Mahalle baskısı”nın olmadığı, öğütçülerin bulunmadığı, hayırhah öncülerin dikkate alınmadığı yerde, nefsilik ve boş vermişlik egemen olur/oluyor. Bu durumda erdemin yerine nefis hâkim olur. Nefsin hâkim olduğu kişinin akıbetini de Kuran “ahsenü’l kasas” –en güzel hikâye- olarak tanımladığı Yusuf kıssasında anlatmaktadır.

Hazinemiz olan, bizi biz yapan erdem ve fazilete sıkı sıkıya sarılmalıyız.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.