1. YAZARLAR

  2. Engin KAŞDAŞ

  3. Dil bilmez dilbazlar, “istemezük”çüler…
Engin KAŞDAŞ

Engin KAŞDAŞ

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Dil bilmez dilbazlar, “istemezük”çüler…

A+A-

Söyleyince kızıyorlar, hemen savunmaya geçiyorlar, akla hayale gelmedik argümanlar geliştiriyorlar, hümanizmadan girip evrensel değerlerden çıkıyorlar. Kendilerinin dışındaki herkesi “savaş sanatı”nın ustası olarak yaftalayıp “demokrasi havarisi” kesiliyorlar.

İç politikayı da, dış politikayı da onlar bilir.

Eğitimden de ekonomiden de onlar anlar.

Yargı onların güdümündeyse “adil” ve “tarafsız”dır; değilse “arka bahçe”dir.

Siyasette onlar varsa “itibar” vardır, onlar yoksa siyaset “yalan sanatı”dır.

Medya onların hezeyanlarına yer vermiyorsa “havuz”dur, “yandaş”tır, her türlü bölücülüğü meşrulaştıracak manşetleri atıyorsa “yoldaş”tır.

“Büst” açmak, güzelim şehirleri “ucube” heykellerle işgal etmek, “sanat ve hizmet”tir; duble yol yapmak, havalimanı, köprü, kanal inşa etmek, şehir hastaneleri yapmak “hırsızlık”tır…

“Muasır medeniyet” kavramı, her alanda dünya standartlarının üstünde bir ülke olmak değil, sıkıldıkça gaza gelmek için okunan “10. Yıl Marşı”, Kur’an Kursları yerine bale kurslarına gönderilen çocuklardır.

“Çağdaş”lık Beethoven’in 9. Senfonisidir onlara göre…

Yemin ediyorum, insan saydıkça bunalıyor;

Düşünce ve fikir özgürlüğü onlar içindir, İslam/Müslümanlar hariç tüm dinlerin/dinsizlerin inanç özgürlüğü olmalıdır…

Terörle mücadele edersin, adına “savaş” der safını teröristten yana belirler.

Bombalar dibinde patlayınca devleti suçlar, iki ağaç için ülkeyi ateşe atmaktan çekinmez…


“İstemezük”çüler sadece fitne üretirler; kömürü bahane ederler, nükleeri istemezler, doğalgazı dillerine dolarlar.

Tek bildikleri “montaj” ve “şantaj”dır.

Kaliteli eğitim, kaliteli sağlık hizmeti, kaliteli gıda, kaliteli siyaset, güçlü ekonomi, etkin dış politika onlara ağır gelir.

“İstemezük”çüler ülke menfaatleri denince küplere binerler.

Dış politikada üretebildikleri tek argüman “orada ne işimiz var?”dır.

Irak için böyleydi, Suriye için böyle..!

Değişmeyecekler…

“Monşer diplomasisi” ruhlarına işlemiş.

80 yıl boyunca uyguladıkları “dışta pasif, içte baskıcı” politikalarının bugün de devam etmesini isterler.

Bütün bunları neden yazdım?

Daha yazılacak çok şey vardı “istemezük”çülerin hallerine dair…

Ancak bugünkü yazımızın özünü oluşturan mesele şu;

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD ziyareti öncesi basını ve kamuoyunu bilgilendirme noktasında bir toplantı düzenledi.

Bir gazeteci, ana muhalefet partisinin “ABD, YPG’ye silah yardımı yapılmasını onayladı. Bu nedenle Cumhurbaşkanı, ABD ziyaretini gözden geçirmeli” şeklindeki açıklamalarını hatırlattı…

“Monşer diplomisisi”nin bu uyurgezer temsilcileri, AK Parti ve Recep Tayyip Erdoğan öncesi edilgen dış politika dilinin değiştiğinden bihaber, sallıyorlar.

Muhtemelen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın,
"Yapacağımız görüşme virgül mesabesinde değil nokta mesabesinde olacaktır" şeklindeki yanıtını; devamında sarfettiği "Önce bunların siyaset öğrenmesi lazım. Biz neyi ne zaman gözden geçireceğimizi çok iyi biliriz. Ana muhalefetin aklına ihtiyacımız yok. Akıllarını kendilerine saklasınlar. Yolumuza da o şekilde devam ederiz. Bu bir defa dünyadaki gelişmelerden ne kadar uzak olduklarının da alametifarikasıdır” ifadelerini de anlamayacaklar.

Avrupalı, Amerikalı muhatapları karşısında boynu bükük, iki büklüm, el pençe divan durdukları günleri “dış politika” zannetmeye devam ediyorlar.

Onlarca yıl sürdürdükleri “güdümlü” siyasetin bugün işe yarayabileceğini zannediyorlar.

Ben sıklıkla hatırlatıyorum, “iktidar pratiği” başka bir şey, “bekâr olup karı boşamak” başka…

“Höt” dendiğinde içimize kapanalım istiyorlar.

Ege adalarının, Kıbrıs’ın, güney sınırımızın bugünkü durumunda, o gün izledikleri “pasif dış politika”nın etkisini inkâr ediyorlar.

Bugün sınırımıza kadar gelen ve zaman zaman kıvılcımları içeriye sıçrayan ateşi görmezden gelmemizi, içe kapanmamızı ve ne emrediliyorsa onu yapmamızı istiyorlar.

Kendileri yok ya; kimse yapmasın istiyorlar, büyümeyelim, etkin olmayalım, güçlü olmayalım, söz sahibi olmayalım, “monşer” kalalım, balolarda “kadeh tokuşturup” ülke menfaatlerini peşkeş çekelim istiyorlar…

Bu ülkeyi, aziz milleti, siyaseti hala kendilerine muhtaç sanıyorlar.

Bize de “Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye” demek kalıyor.

Hayırlı Cumalar…!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.