1. YAZARLAR

  2. Engin KAŞDAŞ

  3. Devlet, Anayasa, Demokrasi Denklemi ve Giyotin Gerdanlığı!
Engin KAŞDAŞ

Engin KAŞDAŞ

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Devlet, Anayasa, Demokrasi Denklemi ve Giyotin Gerdanlığı!

A+A-

Bu satırları kaleme alırken, demokrasinin, anayasaların ya da devletlerin tarihleri ile ilgili bazı bilgi notları aktarmalı mıyım diye düşündüm, lakin bunun zihinleri yoracağı endişesi ile vazgeçtim. Bilginin “tekel” olmaktan çıktığı, üniversitedeki akademisyen ile dağdaki çobanın aynı anda aynı kaynaktan beslenebildiği gerçeğini göz ardı etmemek gerekiyor. 

Devleti, demokrasiyi ya da anayasaları tanımlarken, akademik bazı karşılıkları tahlil etmekten ziyade insanların bu kavramlara bakışlarının sosyolojik olarak yansıtılması daha anlaşılır gibi geliyor…

Misal, Anadolu’da özellikle kırsal kesimde “Devlet nedir?” sorusunun karşılığı “Allah devlete zeval vermesin”dir. Bu bakış açısını akademik çalışmalarla anlatamazsınız, sosyolojik olarak da dört dörtlük bir tahlilini yapamazsınız. Bunu felsefe ile de açıklayamazsınız, ya da sosyal psikolojiyle… 

Bu gerçeklik, devleti bütün sosyolojik olgulardan, her türlü yönetim biçiminden ve yönetenlerin vasıflarından, kökenlerinden, ideolojik bakış açılarından soyutlayarak toplumumuzu oluşturan bireylerin ezici çoğunluğu için kutsallar arasına yerleştirir. Din gibi, bayrak gibi, vatan gibi…

Her birinin kendince bir ağırlığını görürüz. Bazen devleti daha da önceleyen, farklı bir yere koyan tarafını da görürüz. Zira bir devletin varlığı, vatanın da, bayrağın da inançların da teminatı olarak görülür, iç ve dış tehditlere karşı sırtınızı dayadığınız yerdir, sığınaktır, babadır devlet. Yokluğu derttir, eziyettir, en kötüsü esarettir, çiledir, hasrettir… 

Devlet” kavramının altını çok şeyle doldurursunuz, çok fazla tanımını yaparsınız ama devleti oluşturan bireylerin bakış açısını değiştiremezsiniz. Bilim ve teknolojide çok ileri gider, atomu parçalar, insanlığın başına bela olacak her türlü silahı üretirsiniz, ancak kalbinde iman ve vatan sevgisi olanların devlete bakışını değiştiremezsiniz.

Çok sevdiğim bir büyüğümün “Ebedi devlet yoktur ama ebedi devlet kurma iradesi olan milletler vardır” şeklindeki bakış açısının tam da tarifini yapmaya çalıştığımız “devlet” kavramını özetlediğini söylemek yanlış olmasa gerek. 

Devletin işleyişine gelince, bütün problemler, çok bilinmeyenli denklemler tam da bu aşamada devreye giriyor. Kimileri için “Allah zeval vermesin” derecesinde olan “devlet” birileri için “araç” mesabesine indiği zaman devreye “anayasa” ve “demokrasi” denilen kavramlar giriyor. 

Her iki kavram içinde tarihsel bir perspektif çizmenin çok anlamı yok. Çoğu zaman bizi, hele hele sosyal medyanın 140 karaktere hapsettiği gençliğimizi o kadar çok detayla oyalıyorlar ki, gerçeği bulmak için en az 2-3 nesil beklemek, sabretmek gerekiyor ne yazık ki. 

Evet, tarihsel gerçekleri bilmek önemli ancak “meleklerin cinsiyeti” türünden kısır tartışmalarla toplumu meşgul etmek olsa olsa ahmakların işidir. Kaldı ki tarih bu türden ahmakların halkını kandırabildiği, bu yüzden tarihten silinen devletlerle doldur.

Ancak “ebedi devlet kurma iradesi” olan milletimizin kimine göre zaman zaman “balık hafızalı”lığı devreye girse de bana göre her şeyin ötesine geçen “feraset” ortaya çıkıyor. 

Bütün değerlerin ötesinde tuttuğumuz, kutsal saydığımız, uğrunda her şeyi feda edebildiğimiz devleti yönetirken “Anayasa” –bazı ülkelerde teamüller, diğerlerinde yazılı- devreye giriyor. Anayasa’nın uygulanması da “Demokrasi” denilen çok bilinmeyenli denklemin tam ortasında bırakıyor bizi. 

Neden çok bilinmeyenli; 

Çünkü herkesin devlete bakışı aynı olsa bile demokrasiye bakışı aynı olamayabiliyor. Biraz okuyan, araştıran, kısa tarihimize şöyle bir göz ucuyla bakan herkes bu “çok bilinmeyenlilik” üzerinden neyi kastettiğimi anlayacaktır şüphesiz. 

Peki, sorun demokrasinin, kendisinde mi, karmaşıklığında mı, yoksa herkesin bakış açısındaki farklılıkta mı? 

El cevap: Hiçbirinde. 

Sorun Anayasa’da. 

Hani devlet yönetiminde devreye giren, kısa, öz ve anlaşılır olması gereken, temel hak ve hürriyetleri güvence altına alan, bireyi önceleyen, devleti sağlam temellere oturtan, millet ve milli egemenlik kavramlarından beslenen, milleti oluşturan bütün unsurlara eşit mesafede olan, inançları ve inançların gerektirdiği ibadetlerin teminatı olan… 

Sayınca ne kadar uzuyor değil mi? Daha da uzatmak mümkün, iyisi mi gözlerimizi yormadan sadece aklımızın ekleyebildiklerini hesap edelim ve burada susalım. 

Bizde anayasa denince ne geliyor akla peki? 

Sıralayalım; 

Postal, darbe, vesayet, statüko, sıkıyönetim, sıkıyönetim mahkemeleri, ‘köpek’ davasından yargılanıp darağacında sallandırılan Başbakan, bakanlar, Yassıada’lar, Zincirbozan’lar, Sincan’da yürütülen tanklar, demokrasiye yapılan balans ayarları, milleti için terleyen başbakanlar, seçilmiş hükümete dayatılan MGK kararları, başörtüsü yasakları, ikna odaları, imam hatip düşmanlığı, namaz kılan öğrenci / öğretmen / amir / müdür / asker / polis avı  “postmodern / dostmodern darbe” kavramları, düşürülen hükümetler, devşirilen bakanlar, Güneş Motel’ler, fırlatılan anayasalar, dibe vuran ekonomi, tutsak şiirler, Pınarhisar’lar, e-muhtıralar, 17-25 aralıklar, 15 Temmuz’lar… 

Bitti mi, bitmez tabi biz sadece ayıkladık, büyük taşları yazdık… 

Kaç yıl; hepi topu 90 yıl… İnsan için çok uzun, devletler için teneffüs arası… 

Misal şimdi koca bir kitap yazmak yerine, ansiklopediler doldurmak yerine, saatler süren belgeseller izletmek yerine şuraya “411 el kaosa kalktı” manşetini koysam, yeterince açıklayıcı olmaz mı? Bunu unutmayın bir kenarda tutun, detayları hep canlı kalacaktır. Sözde hukuk adına, siyasetin tutsak, yargının cellat, medyanın giyotin olarak kullanılmasının özeti değil mi anayasal tarihimiz, güncel tabirle demokratik (!) parlamenter sistem tarihimiz. 

Yukarıda saydığımız misallerin mimarlarının mirasını sürdürenlerin bugün “kan dökmeden getiremezsiniz” sözlerinde 90 yıllık çıkmazın şifreleri yok mudur? Kendileri için savundukları demokrasi anlayışının, yine kendilerini önceleyen ve sadece postal kokusu taşıyan anayasaların taşıdığı bir devlet size ne verebilir? Topluma ne verebilir, millete ne verebilir, var mı adam akıllı bir cevabı bunun…

Çoğaltmayacağım örnek; demokrasi anlayışı ve anayasa konusunda bugüne kadar yaşananları göz önünde bulundurursak; “ben buradayım” diye haykıran ve ulaşılması hiç de zor olmayan gerçekle, yalanları ayırt etmek zor olmasa gerek. Ya mevcuda katlanıp her 10 yılda bir terbiye edileceğiz ya da tercihimizi beyaz bir sayfa açmaktan yana kullanıp; çok sevdiğimiz devletimize çok yakışacak bir anayasa ile çok ideal bir demokrasinin temellerini atacağız. 

Yeri gelmişken; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdogan’ın; 
Tek Devlet
Tek Millet
Tek Vatan
Tek Bayrak olarak tanımladığı “Rabia”sını beyninin çalışmayan kısmı ile (Ki bu tamamına tekabül ediyor çoğunda) yorumlayarak kendince “Tek adam” safsatası çıkaranlardan uzak duralım önce…

Sonra da “Hakkaniyet”, “adalet”, “hukukun üstünlüğü” gibi yaklaşımları ve değerleri hiçe sayan mevcut Anayasal düzene “razıyım” diyenleri dışarı alalım… 

Hava alıp gelsinler, belli ki beyinlerine uzun süreden beri oksijen gitmiyor… 

Selam ve dua ile…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum