1. YAZARLAR

  2. Nadir YILDIRIM

  3. Değirmen Taşı
Nadir YILDIRIM

Nadir YILDIRIM

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Değirmen Taşı

A+A-

Keşke hayat, kişisel gelişim kitaplarındaki gibi hızlı, pratik ve aforizmanın zirvesinde anlaşılabilir belirgin olsaydı. Keşke hayat, kişisel gelişimcilerin sahnede anlattıkları kadar coşkulu ve samimi olsaydı. Ve keşke hayat, film gibi olmadık tesadüfler ve tekrar edilebilir olsaydı, olmadı madem, yeniden sil baştan yaşansaydı.. Oscar’a aday, hayatı oynayıncaya kadar.

Derler ki “eğerle meğer evlenmişler, keşke diye çocukları olmuş”. Keşkeler bu ailenin nur topu gibi bir çocuğu olsa gerek. “Eğerle Meğer”in evliliğinden doğan ne kadar çok “Keşkeler” varsa, o kadar da kafaları karıştıran şikâyetler, serzenişler, dedikodular, kavgalar, gürültüler, pişmanlıklar, tövbeler, ahlar ve vahlar, eyvahlar… ve yeni eğerle meğerler..ve yeni keşkeler vardır.

Kısır değil doğurgan bir döngü…

Her gün, her sabah yeniden “zanlar” alarak yeni eğerlerle yoldaş, yeni meğerlerle sırdaş olup yeni keşkelere ev sahipliği yapmaya da devam ediyoruz.

Elbette hayat tecrübesinin aşısı yok. Birkaç seanslık eğitimle de anlaşılacak bir süreç de değil. İnsanın hayatı anlaması ve olanı biteni kavraması neredeyse ortalama ömür zamanı kadar zaman alır.

Ancak insan olmanın önemli bir özelliği, kültürel kodlar, örf ve adetler, değerler, atasözleri, deyimler, yasalar, kurallar üretmesi; uzun yıllar karşılaştığı olumlu ya da olumsuzluklar karşısında tecrübi bir duruş sergilemesini kolaylaştıracak anahtarlara sahip olabilmesi.

Bu anahtarların eskisini yenisini, ailelerimiz, okullar, farklı kurum ve kuruluşlar, bilimsel çalışmalar, yazarlar, şairler aracılığı ile günümüzde hemen yerde ulaşma imkânımız var. İşi bilgi boyutu buraya kadar. Bu anahtarla açılacak kapılarda karşımıza çıkan “şey”i doğru anlayıp, onu kavrayıp hayatımıza yön vermek işi de bizim bazen doğuştan getirdiğimiz yeteneklerimize, bilgi birikimimize, önce ile sonra ile doğru ilişiler kurmamıza bağlı.

Olayları kavrama gücümüz, problem çözme yeteneğimiz, kıvrak zekamız, bize yön veren değerlerimize olan sadakatimiz, kültürümüze saygımız, kültürel kodların seslenişini duymamız ve karar verebilmedeki isabetliliğimiz; ferasetimiz önemli rol oynar.

Ancak buraya kadar anlatılanlar okunduğu kadar da kolay değil. Çünkü kapıyı açabilmek için gereken bilgi birikimini elde edebilmek için gereken çaba, kapının açılmasından sonra ortaya çıkan manzarayı idrak ve karşımıza çıkan kapılara yönelişimiz karmaşık olabilir. Çoğu kez de düşünmeden yaptığımız genellemelerdeki isabetlilik oranımız bizi ya daha karmaşık yeni bir alana ya da yeni “keşkelere” yönlendirebilir.

Okumanın, düşünmenin, tefekkür etmenin, aceleci davranmamanın, hikmeti kavramaya çalışmanın, sabırlı olmanın, kanaatkâr olmanın, şükrün, hamdın, haram ve helali anlamış olmanın, kul hakkı, insan hakkı gibi temel değerlere sahip olarak yürümenin, karar aşamasında bize yön vermesine izin vererek “keşkelere” açılan tuzaklardan kurtulmamız mümkün. Elbette bunu yapabilmenin ön şartı akıldan, felsefi düşünceye, felsefi düşünceden, mefkureye ve hikmet kavrayışına sahip olmak.

Eskilerin, yakîn olamanın seviyelerini açıklarken ifade ettikleri şey “ilm’el yakîn, ayn’el yakîn ve hakk’el yakîn” dedikleri yakinlik de bu olsa gerek. Her konunun bu yakinlik derecesinde yaşanması, bilinmesi, idrak edilmesi mümkün olmadığını da kavramak yine bu kavrayışın olmazsa olmazlarından. Bir uçağın nasıl çalıştığını kitaplardan öğrenmek “ilm’el yakîn, uçağı havaalanında görmek “ayn’el yakîn”, uçağa binip uçmak da “hakk’el yakîn” olmaya örnek olabilir.

Bütün anahtarları yerli yerince ve zamanında kullanarak, hayatımıza sağlıkla ve keşkelere yol açmadan güzelliklere yön vermesi için bilgi, kavrayış ve karar yönlendiricilerini doğru okumak çok önemli.

Her gördüğümüz, hissettiğimiz yuvarlağın, değirmen taşı olmadığını anlamamız ve üzerinde çok yönlü düşünmemiz gerektiğini ve bu nedenle eğitim sisteminin bu yeterliliği kazandıracak bir yaklaşımla ele alınmasının önemini anlatan bir kıssa ile yazımızı bitirelim.

Bir varmış bir yokmuş…

Bir zamanlar bir varlıklı bir aile ve o zamanlarda meşhur bir büyücü...

Varlıklı aile, oğullarının iyi bir büyücü olmasını arzulayark ve meşhur büyücüye talebe olarak vermek istemiş.

Büyücü ise işinde o kadar ehil ki, her talebeye eğitim vermez, kabul etmezmiş. Büyücü, varlıklı ailenin oğlunu ölçmüş biçmiş.. Eğitim vermek istememiş,

  • Bu çocuk, bu işi yapamaz demiş.

Ama mecburen hatırlarını kıramamış almış.

Gel zaman git zaman, eğitim bitmiş ve misafirler çağrılmış.

Büyücü: “Oğlunuz bir dizi eğitimden geçti. Artık bir avuç içine gizlenmiş nesneleri görebiliyor” demiş.. Aile çok sevinmiş. Büyücü delikanlıyı çağırmış. Babasının eline bir yüzük vermiş ve bunu avucunun içinde oğluna göstermeden saklamasını istemiş.

Delikanlı: "abra kadapra.. falan filan", sihirli sözcükleri söylemiş..

“Elimdeki nedir oğlum?” demiş.. Baba.. Delikanlı düşünmüş taşınmış, "humm.. hımmm" yaptıktan sonra; “Halka şeklinde, ortası delik bir şey”... demiş..

Baba çok sevinmiş ve ailede alkış tufanı... Ardından,

“Peki nedir bu?” diye sormuş, baba...

Delikanlı, büyücünün beklediği, ailenin çom şaşırdığı cevabı vermiş.

“Elindeki DEĞİRMEN TAŞI, DEĞİRMEN TAŞI”

Herkes şaşkın şaşkın bakarken.. Büyücü söze girmiş...

"Efendim, ben elimden geleni yaptım.. Oğlunuza bir avuç içindeki nesneyi tarif edebilecek kadar eğitimi verdim. Ancak onun bir insan avucunun içinde DEĞİRMEN TAŞI’nın olamayacağını kavrayacak, aklı ve kavrayışı ben veremezdim.

Hisse: Herkese bir şeyler öğretebiliriz… Ama bir değirmen taşının, avuç içine giremeyecek kadar büyük bir şey olduğunu düşünecek, kavrayacak, hayatı çok yönlü düşünecek eğitim sistemini hazırlayamamış isek, avuç içinde değirmen taşını arayan çok olur...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
5 Yorum