1. YAZARLAR

  2. Salih GÖLLÜ

  3. Dananın Kuyruğu
Salih GÖLLÜ

Salih GÖLLÜ

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Dananın Kuyruğu

A+A-

Dananın kuyruğunun akıbeti bu Pazar yani 16 Nisan akşamı belli olacak. EVET yazımızın konusu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi değişikliği önerisini milletin önüne getiren Anayasa referandumu...

Ortada bir dana var ve bu dananın kuyruğu 2007 Cumhurbaşkanını halkın seçmesine yol açan halkoylaması neticesinden beri çekiliyor. Türkiye o tarihten beri adı konulmamış, sınırları çerçevelenmemiş bir sistemle yönetiliyor.

Sanılanın aksine CB’nın halk tarafından seçilmesi ortaya farklı gerçeklikler çıkardı. “Ha halk seçmiş, Ha Halkın seçtiği meclis ne olacak” demek ancak cahillik göstergesidir veya cahil! gördüğü halkı kandırma söylemidir.

Hukuki olarak hiçbir sorumluluğu olmayan CB’ları aynı zamanda siyasetende sorumsuzdu. TBMM seçimini yapar ve daha sonrasında hiçbir müeyyidesi olmayan CB’ları ile tarihte gördüğümüz üzere çatışmak durumunda kalır ise elinden hiçbir şey gelmezdi. Anasol-D Koalisyonunun kendi seçtikleri A.Necdet Sezer tarafından nasıl bir ekonomik kriz tetiklemesiyle yerle yeksan olduğu hala hafızalarımızdadır. Ecevit’in o ağlamaklı sesiyle kendisine yapılan muameleyi anlattığı basın açıklaması da öyle...

2014 yılında halkın seçtiği ilk CB göreve başladı. Böylece artık CB’larının siyasi sorumlulukları da oluştu. Ama dananın kuyruğu iyice gerildi. Elbette kendi sınırlarını, yetkilerini sonuna kadar kullanmak isteyen CB Erdoğan’ın baskın ve karizmatik hatta kendi siyasi tarihi serüveni içinde ki sıradan olmayan yöneticilik anlayışı bunu tetikledi.

CB Erdoğan’dan kendinden önceki selefleri gibi bir devlet başkanı olmasını bekleyenler veya öyle olmadığı için eleştirenlerin ıskaladığı iki şey var. Birincisi artık elindeki yetkileri sonuna kadar kullanacak meşruiyeti meydana gelmiş yani seçimle gelen CB, ikincisi de Sayın Erdoğan’ın kendine münhasır kişiliği ve yönetim anlayışı…
CB Erdoğan 1995’de İstanbul Belediye Başkanı olduğunda da sıradan bir Belediye Başkanı olmadı. Başbakanlığında  aynı şekilde ama bazıları ısrarla ondan kendisinden önceki CB’ları gibi bir tutum bekledi. Oysa saydığımız bu iki sebepten dolayı böyle bir sıradanlık imkânsızdı. 

Tüm bunlardan CB Erdoğan’ın hukuku ve anayasal haklarını çiğnediği izlenimi çıkmasın ki bazıları bunu iddia ediyor ama dönüp dolaşıp, bununla ilgili yasal bir delil getiremediklerinden CB Yemini veya Milletvekili yeminleri gündeme getirilir. Bilin ki yeminler üzerinden siyasi muhalefet edenler bunu çaresizliklerinden yapıyor. Çünkü CB Erdoğan seçildiği 2014 yılından beri kendi yetkileri dışına çıkmadı. Bakanlar kuruluna başkanlık etmek, meclise çağrı yapmak, seçimleri yenilemek, hatta isterse hükümet değişikliğine gitmek hali hazırda CB’nın yetkileri dâhilindedir.

Dikkat çekilmesi gereken şu ki, CB’nın bu yetkileri kullanmasından rahatsız olmayan bir hükümet var ve bu hükümetin partisi kendilerinin doğal ve kurucu lideri olarak gördükleri CB Erdoğan’ın yetkilerini kullanmasını kendi yürütme alanlarına müdahale olarak görmüyor. Aksi durumda krizlerden başımızı kaldıramazdık. Düşünün farklı siyasi görüşlerden ve sosyolojiden gelen bir hükümet CB’nın Bakanlar Kurulu Toplantısı çağrısına icabet etmeye bilir, siyasi alanda yaptığı bir açıklama veya çıkışı doğru kabul etmez e ters istikamette bir beyan ile yine krize uyanırdık.

Daha önceki CB’ları kendilerini siyasetin üstünde bir bakıma devlet teamüllerinin hatırlatıcısı olarak görürdü. Siyasi kanallar içinde bir mücadele sonucu bulundukları makama gelmedikleri için ve siyasi gelişmeler kendilerini çok da ilgilendirmiyordu. Çünkü seçilmesiyle birlikte aslında ne meclis ne de siyasetle ilişkisi kalmıyordu. Sorumsuz, ceza ehliyeti olmayan ama iradesi kendisini seçen Meclis nazarında biraz ezik. 

TBMM tarafından seçilen CB’ları için en önemli handikap aslında hiçbir yasal karşılığı olmasa da meclisti. Zira kendisini seçen merci olarak meclis aslında onların meşruiyet kaynağıydı. Meclisle ters düşen bir CB aslında aynı zamanda kendi seçilmişliğini sorgulanır hale getirirdi. Şöyle ki TBMM’nin her dediğine yanlış, hatalı diyerek bir tür muhalefet görevi yürüten (Örn A.Neclet Sezer) bir CB’na bir süre sonra meclis “Benim her yaptığım hatalı ve senin tarafından vetoyu, aykırı çıkışlara sebep oluyorsa, sürekli yanlış yapıyorsam o takdirde seni seçmemizde bu hatalardan biridir” İşte tamda bu sebeple TBMM iradesiyle seçilen CB’ları kendilerini sorumlu hissetmese bile meclisle sınırlı düşünürlerdi.

2007’de Ak Partinin meşru adayına 367 icadı (Sabih Kanadoğlu) ve buna destek veren CHP, Anap, DYP gibi partiler ile olağan yollarla seçilmesi engellenince siyaset tıkandığında ne yapıyorsa onu yaptı. Sandığa gitti. 2007 referandumu ile Türk Milleti artık CB’nı kendisinin seçeceğini deklare etti. İşte dananın kuyruğu (TC Yönetim Sistemi) o tarihte gerilmeye başladı. 2014 yılında ilk defa millet doğrudan CB’nı seçti. Yani sandıkla CB seçildi. Demokrasi elbette sadece sandık değildir ama demokrasi sandıkla başlar. Sandık varsa propaganda vardır. Sandık varsa vaat vardır, kampanya vardır. 

Bunun anlamı şu; CB seçimi ile artık devlet başkanları ülkenin geleceği ve yürütme adına vaatlerde bulunacak, milletten oy almak için plan ve projeler sunacak. Peki bu vaatler meclis dolayısıyla hükümete talip olan siyasi partilerin vaatleriyle çelişirse ne olacak? İşte bugüne kadar CB ve Hükümetin aynı partiden olması dolayısıyla karşılaşmadığımız en temel kriz sebebi budur. Kısaca buna ÇİFT BAŞLILIK diyebiliriz. MHP’nin anayasa değişikliğine desteğinin sebebi olarak gösterdiği ana kriterde bu yani FİİLİ Durum.

Bu Fiili Durumun adını koymak için Ak Parti ciddi bir uğraş verdi. Yeni Anayasa Komisyonu bir fırsattı. Lakin ana Muhalefet partisi “Sistem tartışması kırmızı çizgimizdir” diyerek sorunun çözülmesinin önünü tıkadı. aslında bir ülkede anayasa görüşmesi yapılıyor ise en temel tartışma konularından birisinin Yönetim Sistemi olmasından daha doğal ne olabilirdi?

CHP’nin bu sorunu çözmek adına önerdiği olmadı değil, 7 Haziran seçimleri öncesi eski ve yeni genel başkanları ve o zaman ki parti sözcüleri “Eğer CHP milletvekili çoğunluğunu kazanırsa TBMM’de bir karar alıp, CB’nı yine  meclis seçecek” beyanları oldu ama bu konuda ne Genel kurula bir teklifleri oldu ne de girişimleri. 

16 Nisan Referandumunun sonucu EVET olursa zaten var olan sistemin bir üst aşamada yeni bir yönetim modeliyle Türkiye yoluna devam edecek. Fakat aksi bir sonuç Dananın Kuyruğunu germeye devam eder. Ki fiili durum sorunlarını büyüterek, bir kriz patlatıncaya kadar yani milletin canını yakana kadar büyür. 

Dananın Kuyruğu bu kadar gerginliği uzun süre taşıyamaz ve nihayetinde kopar ama ceremesi yine millete, milletin kesesine düşer. Fakat seçilmiş CB ile Meclis ve Hükümet arasındaki ilişkileri yasal zemine oturtma arayışları sorumlu siyasetçilerin gündeminden düşmez.

Türkiye’nin anayasada 2 sayfa tutan CB’nın yetki ve sorumlulukları ile Hükümetler arasında ki ilişkiyi biran evvel düzenleyip, bu girdaptan çıkması ve önüne bakması gerekiyor. Aksi takdirde zaman, enerji israfıyla ülkemiz kaybetmeye devam edecek. Bu kazançtan zarar hanemize yazılıyor. Bu sebeple Pazar günü milletin önüne krizi çözme fırsatı geliyor. EVET çıkarsa ne ala ama aksi sorunu ortadan kaldırmayacak, sadece tüm kriz potansiyelleri ile ileri tarihe erteleyecek. 

Milletimizin sağduyusunun galip gelmesini temenni ederim.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum