1. YAZARLAR

  2. Engin KAŞDAŞ

  3. Bunların ABD, AB ve Rusya’dan farkı ne?
Engin KAŞDAŞ

Engin KAŞDAŞ

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Bunların ABD, AB ve Rusya’dan farkı ne?

A+A-

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD ziyareti ve Trump ile görüşmesinin yankıları sürerken, Hürriyet gazetesi kalemşörlerinin bir birinden ilginç köşe yazıları dikkatimi çekti. Uyanık sosyologların gazetesi olarak gördüğüm Hürriyet’te biri önceki gün ikisi de dün kaleme alınan bir birinden ilginç ama hedefleri bana göre çok açık olan 3 yazıyı masaya yatırmaya karar verdim.

 

Yazıların sahiplerini merak edenleri çok bekletmeyelim: Abdülkadir Selvi, Mehmet Yakup Yılmaz ve Akif Beki…


Mehmet Yakup Yılmaz ile ilgili kanaatler standarttır muhtemelen, ben sadece “çakma beyaz Türk” diyorum. Lakin Abdülkadir Selvi ve Akif Beki’den söz ederken “muhalif” olarak nitelendirilen medyanın “hükümete yakın isimlerden” şeklindeki yakıştırmaları dikkat çekicidir. Bu bir etiket midir, kalıcı bir iz midir bilmiyorum ama Hürriyet gazetesinde kalem oynatmalarına rağmen, böylesi bir nitelendirmenin tartışmaya açık yanları vardır elbette.

 

Tartışmanın en karlı tarafı bana göre “farklı görüşlerin özgürce dile getirildiği mecra” olarak kendine savunma alanı yaratabilen Doğan medyası.

Meselenin hükümet açısından ya da Cumhurbaşkanı açısından yoruma açık bir yanı olduğunu sanmıyorum. Sadece, bu isimlerin geçmişteki ilişkilerinin bir karşılığı olarak şekillendirilebilecek yaklaşımlar var.

Tartışmanın yazarların kendisi açısından ise avantajlı ve dezavantajlı yanları olduğu açık. Bir kişimin gözünde “yandaş kalem” olmakla, bir kesimin gözünde ise “tetikçi kalem” olmak bu isimler için ne ifade eder onu da kamuoyu ve kendileri takdir eder…


Dikkat çeken yazılara gelince;


Önceki gün Abdülkadir Selvi, 2019’a giden yolun taşlarını “içeriden aldığı bilgiler (!)” ışığında kaleme aldı. OHAL sürecinin devam edeceğine dönük işaretleri verdikten sonra, yazısının önemli bir kısmını bölücü terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan’a ayıran Selvi, (Teröristbaşı) Öcalan’ın “HDP’nin hendek siyasetini yanlış bulduğunu, Kandil’in bu konuda yanlış adımlar attığını düşündüğünü”, bunun ötesine geçerek “Kandil’i süreçten sorumlu tuttuğunu” iddia etti. Selvi’ye göre “Öcalan, Suriye’deki kazanımları daha çok önemsiyor.”


Yazı Hürriyet gazetesinde yayınlanınca, insan ister istemez yazıda verilmek istenen mesajları ve asıl niyeti sorgulama gereği hissediyor.


Derken, bir gün sonra devreye Mehmet Yakup Yılmaz giriyor ve aynı gazetede yazdıkları arkadaşı Selvi’nin yazısından OHAL ve Öcalan ile ilgili kısmı cımbızlayarak “Öcalan’ın Suriye ve hendek siyaseti ile ilgili düşündüklerini nasıl öğrendin?” diye soruyor. Ve konuyu Öcalan ile “düzeyi belirsiz bir temas” olduğu yönündeki kendi iddiasına getiriyor.


Kuyuya taşı atanla, taşı kuyudan çıkarmaya çalışanın adresi dikkat çekici değil mi? Birincisinin kaynak olarak gösterdiği ile ikincisinin “hedef” olarak gösterdiği adres aynı.

 

Tam “ne var bunda?” diye düşünürken, aynı gazeteden Akif Beki’nin dün kaleme aldığı “Sıra kendi göbeğimizi kesmekte” başlıklı yazısı gözüme ilişti.

 

Beki’nin yazısını tarafsız bir gözle okumaya çalıştım, o tarafa geçerek okudum, bu taraftan bakarak okudum, velhasıl özellikle Suriye’deki gelişmeler, ABD/YPG ittifakı konusunda “tamamen çaresiz” bir ülke profili çizdiğine kesin kanaat getirdim. Bu çok normal gelebilir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD ziyaretinde Trump, taleplerimizi karşılama noktasında renk vermedi, vaatte de bulunmadı. Ancak, Hindistan ziyaretinin ardından Çin’e giden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın verdiği mesajların, kurmaya çalıştığı ilişki ağlarının, bölgemiz ve küresel dengeler açısından önemini henüz kavrayamamış olanlara ders olabilecek çok önemli tarafları var.

 

Erdoğan’ın ABD ziyaretinin Türkiye’nin beklentileri açısından çok sayıda hezimetle sonuçlandığını ima eden Akif Beki’nin; FETÖ, YPG’ye destek, Güvenli Bölge konularında ABD’nin tavrı ile ilgili değerlendirmelerinin ardından Türkiye-Rusya ve Türkiye-AB ilişkilerini de aynı pencereden yorumlaması manidar.

 

Beki’ye göre Rusya ve ABD’nin arasından su sızmıyor, kimseyi de aralarına alacak gibi değiller. Gerekçesi de Trump’ın gizli sırları Rusya ile paylaştığına ilişkin iddialar.

 

Ona göre zaten AB ile ilişkilerimiz en kötü dönemini yaşıyor, dolayısıyla Türkiye’nin dış dünya ile tamamen bağı kopuk ve bir şekilde başının çaresine bakmak durumunda.

***

 

Analiz:

ABD, Türkiye’nin YPG ile yakınlaşmasını ya da YPG’nin varlığına itiraz etmemesini istiyor. Bu durumda tam da PKK/PYD’nin istediği koridor hayata geçmiş olacak ve Türkiye’nin güneyi ile bağlantısı tamamen kesilmiş olacak.

Rusya, Türkiye’nin Esed’le yakınlaşmasını, Suriye’deki savaşta muhaliflerle arasına mesafe koymasını ve Rusya’nın çıkarlarını zedeleyecek adımlar atmamasını istiyor.

AB’nin tek derdi Türkiye’nin mültecileri sınırlarının içinde hapsetmesi ve mümkünse Avrupa Ülkelerine sığınmış tüm mültecileri de alması. İçeride ne kadar bölücü yıkıcı hareket, örgüt varsa Türkiye’nin bunlara izin vermesi. Yani AB de Türkiye’nin terör örgütlerine müdahale etmesini istemiyor.


Doğan Medyası ve kalemşörleri de - “yakın”, “uzak”, “taraf”, “yandaş” anlamam – Türkiye’nin çözümsüzlüğe mahkûm olduğunu, yeni bir yol haritası çizmek zorunda olduğunu öne sürüyor ve yeni yol haritasından söz ederken de ağızlarının içinde yeni bir “çözüm süreci”ni geveliyorlar. Onlara göre de Türkiye; Kandil ve HDP’ye karşı İmralı’yı muhatap alarak yeni bir açılım süreci başlatmalı, yani teröristbaşı ile ittifak yapmalı.


Mesele bu, gerekçe de “yalnız bırakılmış olmak.” Bize çok uzaklara gitmeden şu birkaç soruyu sormak düşüyor haliyle;

 

*Türkiye’de neredeyse her 10 yılda bir darbeler, muhtıralar yaşandı. Millet büyük acılarla boğuştu, kendi göbeğimizi kendimiz kesmedik mi? Doğan medyası tetikçilerinin saydığı merkezler hangi dönemde yanımızda yer aldılar?

 

*Türkiye’de neredeyse 50 yılı aşkın bir süredir devam eden terör olayları, bölücü/yıkıcı terör örgütlerinin faaliyetleri artarak sürerken bu odakların hangisi Türkiye’nin yanında yer aldı?

 

*17-25-Aralık emniyet ve yargı darbesi, Gezi kalkışması, Kobani olayları ve nihayet tarihte eşi benzeri görülmemiş 15 Temmuz darbe ve işgal girişiminin ardından bu odakların hangisi Türkiye’ye destek verdi?

 

Tabi ki, bölgesel ve küresel güç olma yolundaki bir ülkenin içeride de dışarıda da dinamik bir politika izlemesi, iyi komşuluk ilişkileri kurması, çok güçlü ve etkin bir diplomatik dil geliştirmesi herkesin arzusu.

Ama Türkiye’yi aciz, çaresiz, eli kolu bağlı ve en sonunda da bir bebek katiline muhtaç göstermek, yeniden çözüm sürecini dayatmak en başta istiklal ve istikbalimiz için şehit düşen kahramanlarımıza hakarettir. 15 Temmuz’da darbe ve işgal girişimine karşı iradesine sahip çıkan Aziz milletimize ihanettir.

Keşke bu kalemşörler, bölge ve dünya dengelerinin Türkiye’siz dizayn edilemeyeceğini, bölge barışının Türkiye’nin çıkarlarına uygun hareket etmekten geçtiğini, mazlum coğrafyaların gözünün Türkiye’de olduğunu ve bunun dünya barışı için ne kadar büyük önem taşıdığını, Türkiye’yi hedef alan terör örgütlerinin dünyanın da başına bela olacağını, bütün bunların ötesinde Türkiye’nin çaresiz olmadığını ve kendi göbeğini kendi kesecek güçte olduğunu yasabilseydi…

 

Pardon; önce görmeleri gerek değil mi?


Selam ve dua ile…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.