1. YAZARLAR

  2. Engin KAŞDAŞ

  3. Aslında Bu Bölme ve Kutuplaştırma Mevzuunda Çok Mahirler
Engin KAŞDAŞ

Engin KAŞDAŞ

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Aslında Bu Bölme ve Kutuplaştırma Mevzuunda Çok Mahirler

A+A-

Yolları bölenlere karşı gönülleri bölenler…

Aslında bu bölme ve kutuplaştırma mevzuunda çok mahirler. Geçmişe bir dönüp bakın, ülkenin ayağına takılan her taşın altından bunların çıktığını görürsünüz. Yerli, milli ve dini olan her şeye bunların karşı çıktığını görürsünüz.

Onlarca yıldır “Atatürk Devrimleri ve Cumhuriyetin temel kazanımları” tekerlemeleriyle yatıp kalkarlar ama “muasır medeniyet” seviyesi ile kıyaslandığında bunların seviyesi Üstad’ın deyimiyle “Çukur”dan da beterdir.


90 yıllık maziyi kurcaladığınızda bunların çeşit çeşit hilelerine, hurdalarına, kirli tuzaklarına, sinsi planlarına rastlarsınız. Hayatları taklit, zihniyetleri ithaldir ancak zulüm düzenlerinin dünyada başkaca örneği yoktur.


Batıdan “Laiklik” ithal ettiler, asıl tanımının dışına çıkarak “Laik Sulta”ya dönüştürdüler. 80 yıl boyunca devleti din (İslam) düşmanı bir çizgide yönetmek için bu yasakçı balyozu kullanmaktan hiç çekinmediler. Toplumu daha ilk günden “kurucu unsur” ve “Dış Kapı”nın dışında kalanlar diye böldüler.

“İzindeyiz” diyerek “Paravan” olarak kullandıkları Ataürk’e göre “Köylü milletin efendisi”ydi, bunlara göre yobaz, bağnaz, gerici, geri kafalı, bidon kafalı, göbeğini kaşıyan adam, oyu bile eşit sayılmayan çoban sürüsüydü… Kendi zihniyetindekilerle milleti böyle böldüler. Onlara göre devlet onlar için vardı, millet ise ancak hizmetkârdı…


7 düvele karşı verilen destansı mücadelenin sonunda elde kalan cennet vatan toprakları üzerinde ne zaman ortak değerlerde buluşulsa, ne zaman birlik ve beraberlik atmosferi oluşsa devreye bunlar girdi. “Biz istemezsek birlik de olmaz, dirlik de” diyerek her 10 yılda bir darbe seansları düzenlediler. “İlerici/Gerici” yetmedi milleti “Alevi/Sünni” diye böldüler, tutmayınca “Müslüman/Gayrimüslim” damarına bastılar, biraz daha zorlayıp “Türk/Kürt/Ermeni/Süryani” çatışmasından medet umdular.

Sesleri milletin sesinden hep yüksek çıktı. O kadar organizeydiler ki, milletin adamları iktidara geldiler ancak muktedir olamadılar. “Medya” gibi çok güçlü bir silahları vardı ve istedikleri yalandan darağaçları türetebiliyorlardı. Yassıada’larda “köpek davası” ile başladılar Başbakan ve bakan astılar, siyaseti bölmekle kalmadılar paramparça ettiler, doymadılar…

“Darbe/Muhtıra” zeminlerini kaybetmemek için “Sağ/Sol” dediler önce yönleri sonra kardeşleri böldüler. 12 Eylül’de darbe yapıp, “sağ”ı da “sol”u da işkence ile terbiye seansları düzenlediler. İşin sonunda “Mağdur kim?” diye sorulduğunda utanmadan, yüzleri kızarmadan “Biziz” dediler…

“Yalan ve ihanet” bunların organizasyonları ile onlarca yıl “itibar okyanusunda” yüzdü. “İrtica” dediler, YAŞ (Yüksek Askeri Şura) silahıyla dindar subay avına çıktılar. Sayısız itibar suikastı düzenleyerek “Peygamber Ocağı”nı böldüler.

“YÖK” dediler üniversiteleri, “ÜAK” dediler akademisyenleri böldüler, milletin çocukları yükselmesin diye “başörtüsü/katsayı” türünden yasakçı zulüm düzenleri kurdular. İçlerindeki kin ve nefreti daha iyi kusabilmek için ikna odalarında beyin yıkama ve işkence seansları tertiplediler. “Kur’an kurşuna değil, bale kursuna gitsinler” diyerek cennet meyvesi çocukları böldüler.

Her şeyleri vardı ama “giyotin” lazımdı onlara. Daha fazla kelle, daha fazla masumun ahı… Yargıya el attılar, militan adalet sistemini kadrolaşmanın alasını yaparak kurdular. Milletin gözünün içine baka baka “Ne yani falancaları, filancaları mı alacaktık” pişkinliği ile sırıttılar, yargıyı böldüler. Adaletin terazisini paramparça ettiler. Öyle ki herkes kendi adaletini tesis etmek için fırsat kolladı…

“Bölmek/parçalamak” konusunda o kadar uzmanlaştılar ki;

Uğur Mumcu öldürüldüğünde “Kahrolsun şeriat” diye bağırarak cami avlusunu böldüler. Milletin dinine açık açık küfrettiler, Müslümanları hedef gösterdiler.

Hrant Dink öldürüldüğünde kimsenin aklına gelmeyecek bir şeytanlık örneği sergileyerek “Hepimiz Ermeniyiz” pankartları eşliğinde Diaspora’nın onlarca yıldır katedemediği yolu birkaç yürüyüşle erittiler, sadakati böldüler…

Eşi başörtülü birisi Cumhurbaşkanı olmasın diye bindirilmiş kıtalarla adına “Cumhuriyet” dedikleri mitingler düzenlediler, meydanları böldüler. İllegal, marjinal, Masonik ne kadar bölücü/yıkıcı unsur varsa cesaretlendirerek devlete başkaldırı fikrini aşıladılar.

Gezi Kalkışmasında “Ağaç” bahanesiyle yakıp yıkarak böldüler, gerçek niyetlerinin ağaç olmadığını “sen daha anlamadım mı” diyerek ifşa ettiler. Duvarlara “Zulüm 1453’te başladı” diye yazarak asıl kimliklerini dünyaya ilan ettiler, tarihi böldüler…

“Bölme” konusundaki uzmanlıklarını devlet/millet düşmanları ile paylaşmaktan da geri durmadılar. Bölücü terör örgütü ne zaman sıkışsa, ne zaman zor durumda kalsa, çıkış arasa imdadına yetiştiler. Devleti katil, teröristi sivil göstermekten imtina etmediler. “İnsan hakları, özgürlük, barış” kavramları ile böldüler.

Birileri yargı darbesi yapıp Paralel Devlet Yapılanması içinde olduğunu açık ettiğinde, yanında bu uzmanları hazır buldu. Sesleri de yüksek çıkıyordu, medyaları da vardı, militanları da, tetikçileri de. Üstelik dokunulmazdı birçoğu. Amaç bölmek olunca, herkes gönüllüydü kısacası.

15 Temmuz darbe ve işgal girişimi ile silahlı terör örgütü olduğu ortaya çıkan aynı yapının avukatlığı yine bu zihniyete düştü. Bölmek için her yol mubahtı çünkü. Millet yüzlerce şehit vermişti, binlerce yaralı vardı ama darbe “kontrollü”ydü bunlara göre. Çöp kamyonlarına karşı durmakla tanklara ve savaş uçaklarına karşı durmayı eşit sayıp “tiyatro” deme ahlaksızlığına da bunlar imza attı.

Ve nihayetinde bölme işlemine parçalama seansları dâhil oldu. OHAL dediler; terör örgütlerinin belini kıran, FETÖ’yü iyice köşeye sıkıştırarak erime sürecine sokan KHK’ları bahane ettiler, bölücü terör örgütü PKK’ya yönelik başarılı operasyonları sindiremediler. Devlet sırlarını ifşa etmeyi maharet saydılar, hainleri kahraman ilan ettiler. Kaleminden kan damlayan FETÖ’cülere “gazeteci” diyerek sahip çıktılar. Terör örgütü üyelikleri şüphe götürmeyen pek çok ismi “akademisyen, bilim adamı, öğretmen” diyerek omuzlarında taşıdılar. Şimdi birleştirmek üzere yapılmış yolara yollara düşerek gönülleri bölüyorlar; bir şeylere zemin hazırlıyorlar, daha büyük darbe kaldı mı geride kimse bilmiyor ama hiç durmayacaklar. Böyle kurgulanmışlar. PKK dağdan destek mesajları gönderiyor, FETÖ’cüler bir nefes kadar yakınından… DHKP-C hiçbir zaman eksik olmadı senaryolarından. Darbe kalıntıları, anarşistler, Gezi zekalılar hep orada…

Sözkonusu malum zihniyet olunca ve mesele de bölücülük olunca, malzeme tükenmez. Ama bizim emin olduğumuz bir şey var: Başaramayacaklar!

***

Açlık grevi yapan DHKP-C üyesi isimlere sahip çıkmak için yayımlanan bildiriye imza atan 111 kişi ile ilgili İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “Neye imza attığınızın farkında mısınız?” şeklindeki çıkışını dikkatlere sunmakta fayda görüyorum. Zira; ne zaman ülke ve millet düşmanlığı konusunda ihtisas yapmış birilerine dokunulsa, ne zaman ülkemizin altını oyna çabasındaki bir terör örgütüne büyük darbe indirilse, ne zaman ki uluslararası camiada Türkiye’nin etkinliği artsa; akademisyen, sanatçı, gazeteci, akil adam kılıklı birileri ortaya çıkıp bildiriler yayınlıyor. Terör örgütleri karşısında kendi ülkesinin elini zayıflatmak ve uluslararası alanda zor duruma düşmesini sağlamayı amaçlayan bu odaklar yaptıklarının masumane bir şey olduğunu düşünmemizi istiyorlar.

Bir dönem PKK bildirisine imza atan “hainler” vardı hatırlayın… Bugün yollarda “adalet” tiyatrosunun figüranlığını yapanlar aylardır o hainlerin avukatlığını yapıyor…

Cevabı İçişleri Bakanı Süleyman Soylu veriyor:
"Birtakım gazetelerde, DHKP-C terör örgütünün talimatlarına eksiksiz uyan, bu örgütün mensupları için gerçekleri saptırarak ilan verenler. Başınıza gelen en ufak olayda yardım istediğiniz polisin bilgisine, istihbaratına ve tespitlerine güvenmiyorsunuz, savcılara ve hakimlere de güvenmiyorsunuz ancak terör örgütü üyelerine güveniniz sonsuz. Hepimizin devletini terör örgütü karşısında hareketsiz ve etkisiz hale getirmek, suçlu göstermek için yola çıkanlar. Neyin altına imza attığınızın farkında mısınız? Peki terör örgütlerine cesaret vermek için bu ilanı yayınlayanlar?"

Bu soruyu vatanını milletini seven herkesin sormasını ve açık ihaneti sorgulamasını diliyorum…

Tüm haberola.com okurlarının geçmiş Ramazan Bayramını tebrik ediyorum.

Selam ve dua ile...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.