1. YAZARLAR

  2. Nadir YILDIRIM

  3. Âlimin Hakkı
Nadir YILDIRIM

Nadir YILDIRIM

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Âlimin Hakkı

A+A-

İcazet; izin, diploma, bakalorya, onay, onaylama, olgunluğun onayı anlamlarına gelir. Bunlar aynı zamanda bir öğrenciye hocasının güvenini kazandığını, gayret gösterirse onun yerini doldurabilecek yetenekte ve olgunlukta olduğunun da beyanıdır. Dolayısıyla bu belgelerin altındaki imza sahiplerinin belgeye konu olan husustaki bireyin başarısından, yeterliliğinden kaynaklanan sonuçların sevabına da günahına da ortak olduğunun ve ondan sorumlu tutulacağının imzasıdır.

Kimi zaman sorarız; “senin ilkokul öğretmenin kimdi?” diye.. Kim zaman “senin matematik öğretmenin kimdi?”, “senin ustan kimdi?”, “Senin hocan kimdi?”. Bu soruların çok farklı lehte ya da aleyhte anlamlara gelebileceğini de hepimiz zaten biliyoruz.

Kelimenin eski olması sizi yanıltmasın. İşlevi üzerinde biraz düşündüğümüzde liyakatin ve ustalığın ne derece önemli olduğunun da belgesidir aslında. Doktora derecesini almış bir öğrencinin bir hocası vardır ve onunla gurur duyar. Ustalık belgesini almış bir çırak ustasının kim olduğunu bilir ve onunla anılır. “Falan ustanın elinde yetişmiş” derler. Talebenin maharetini, talebeden çok ustaya atfeder ve ona bir paye verir bu durum.

Öğretmene, hocaya, bilim adamına, ustaya saygının da bir gereği olarak insanlar yetişmesinde katkı sağladığı insana verilen belgenin altında imzasının olmasını ister. Belki de istemez. Belki de öğrencinin gerekli olgunluğa erişmediğini düşündüğünden diplomada bu sorumluluğu almak istemez.

Öğrencinin ilkokul diplomasında sınıf öğretmeninin, ortaokulda ve lisede dersine giren öğretmenlerin, çıraklık, kalfalık ustalık belgesinde ustanın, üniversite diplomasında eğitim aldığı hocaların ve tabi hafızların icazet belgesinde kendisini yetiştiren hafız hocanın adının ve imzasının olması hem öğretmenlere, hem hocaya hem ustaya işini gereği gibi yapmak gibi bir sorumluluğu da yükler. Çünkü ortaya çıkan eserin kimin eseri olduğunun da açık belgesi olur ki beraberinde liyakate daha fazla önem verilmesini gerektiren sonuçlara da yol açar.

Mezun olduğu halde işini doğru dürüst yapamayan birinin, mezun olduğu kurumun kendisine verdiği diplomanın altındaki kurumu, kurum müdürünü, genel müdürünü, başkanını yetkilisinin imzasına bakarak mezuniyetine aracı olanlarda, hangisinin liyakatli ve işinin ehli olup olmadığını anlayabiliriz ki!

Kurumsal ve bireysel yeterliliğin de ipuçlarını vermesi bakımından önerim; tüm diplomalarda bir şekilde o kişinin mezuniyetine izin veren, onu yeterli gören, mesleğinde ve işinde “benim halefim” olabilir icazetini verenlerin isimlerinin ve imzalarının bulunacağı bir biçim geliştirilmesidir.

Bir diğer konu “Atıf”.

Bilindiği yayımlanan bilimsel eserlerde yararlanılan kaynaklara tekniğine uygun olarak atıfta bulunulmalıdır. Bu, kullandığımız kaynağın yazarının onurlandırılması veya sorumlu tutulması bakımından da önemlidir. Akademik çalışmalarda zaten bu konuya dikkat edilir. Edilmelidir de.

Bizler de konuşmalarımızda, sohbetlerimizde, yazılarımızda, hutbelerde, vaazlarda, dersler de dâhil buna dikkat etmek zorundayız. Neden?

Batılı kaynaklara baktığımızda yüzlerce yıl öncesinin araştırmalarına, eserlerine ve kişilere dayandırılarak onlara atıf yapılarak isimleri bir şekilde dile getirilir ve bahsedilir. Böylece hem onların fikirleri yaşatılır, hem de tarihi olarak bilimsel çalışmalarda dayanak gösterilir.

Bilim zaten taşı taş üstüne koyma işi değil midir!

Bir vaiz, öğretmen, hoca, usta her ne isimle olursa olsun dile getirdiği konularda daha önce söylenmiş olanları kendi sözüymüş gibi söylüyorsa, esinlendiği kaynaktan bahsetmiyorsa, o âlimin, bilim adamının sözlerini, fikirleri kendisininmiş gibi beyan ediyorsa hem o alandaki bütün âlimlere ve bilim adamlarına ihanet ediyor demektir.

Örneğin, Mevlana’dan bir söz, İmam Rabbani’den bir kelam, Hacı Bektaş Veli’den, Hacı Bayram Veli’den, Ahmet Yesevi’den yerli ya da yabancı vb. aldığı bir ilhamı dile getirirken bunların eserlerinden ve isimlerinin zikredilmemesi onların isimlerinin ve eserlerinin tarihin derinliklerinde kaybolmasına, yeni neslin bunları öğrenmemelerine de yol açtığından büyük bir sorumluluk altında da girmektedirler.

Hâlbuki sadece akademik çalışmalarda değil bütün sohbetlerimizde, konuşmalarımızda eğer birinin sözünden alıntı yapıyor isek onun eserinden, adından bahsetmek hem ahlaki, hem etik, hem insan hakkı ve hem de kul hakkı yönüyle sorumluluktur. Bu sorumluluğu yerine getirmek kültürel mirasımızın bizim aracılığımızla yeni dimağlara da aktarılması için önemlidir.

Sonuç olarak:

Her ne suretle olursa olsun verilen her diploma, belge, sertifika, icazet, yeterlik belgesi vb. mezuniyet bildiren belgeleri resmiyet kazanması için kurum yetkililerince imzalanmasının yanı sıra liyakatin, ustalığın, hocalığın, öğretmenliğin kadir ve kıymetine atıf yapılması, “atılan tohumun çiftçisinin, eserin mimarlarının” hakkının verilmesi için onların da imzalarının bulunması doğrudan ve dolaylı doğuracağı sonuçları düşünüldüğünde eğitim sisteminde “işi ehline vermek” prensibinin uygulanmasına katkı sağlayacağını düşünüyorum.

Tarih boyunca yüzbinlerce eser bırakmış ecdanın, eserinden, sözünden alınmış bir sözü, fikri dile getirirken de onların hakkını vererek hem o fikirlerin ve eserlerin yaşamasına, sorumlu tutulmasına insanların gerektiğinde kaynağına ulaşarak daha geniş fikir sahibi olmalarına neden olacağından “sözünü söyle ama sahibinin de hakkını ver” diyorum.

Demek ki; ağzımıza aldığımız lokmada kul hakkına hassasiyet gösterdiğimiz kadar, ağzımızdan çıkan sözlerin de kul hakkı konusuna girebileceği konusunda da hassasiyet göstermemiz gerekiyor.

Kul hakkı konusunun da girmediği alan yok sanki…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum