1. YAZARLAR

  2. Ahmet Belada

  3. Ahmet Yesevi
Ahmet Belada

Ahmet Belada

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Ahmet Yesevi

A+A-

Sünnet imiş, kâfir olsa da etme azar,

Kötü kalpli gönül kırandan Allah bizar

Ramazan ayında Kuran’ın yanı sıra bir de beni hırpalamayacak ama manevi duygularımı ziyadeleştirecek bir kitap okumak istedim. Hangi kitap olsun diye düşünürken Cümle Yayınlarından çıkan, Sadullah Siyayev’in yazıp, Prof. Dr. Şuayp Karakaş’ın Türkiye Türkçesine aktardığı “Ahmet Yesevi” romanını okumaya karar verdim. İyi ki de bu kitabı seçmişim. Yalınız ramazan boyunca okumak istediğim 479 sayfalık kitabı hemencecik bitiriverdim.

ahmet-yesevi.jpg

Ahmet Yesevi’yi anlattığından mı? Ecdadımızın yaşadığı, dünyaya maddi ve manevi çok ciddi katkı sağladığı ata yurdumuzu şehir şehir gezerek bize tanıttığındanımdır bilmem kitabı çok beğendim. Elimden bırakamadım. Buhara’da İmam Buharî’yi, Semerkant’da diğer bilim adamlarını hatırlamamak mümkün değil

Yol yürüyene yakınmış

En son söylemem gerekeni başında söyleyeyim. Kitapta zikre değer en önemli husus bir ulemanın umara karşısındaki durumudur. Uğradığı şehrin hemen tüm yöneticileri Yesevi’nin konakladığı hânkâh/dergâhlarda ziyaretine gelmeleridir. Hatta ziyaretine gelen Sultan Sencer, yaşadıklarından hareketle “Hocam müsaade ederseniz ben de sizin talebeniz olarak yanınızda bulunayım” demesi üzerine Hoca, Sultan’ın bu isteğini reddetmiştir.

Benim hikmetlerim şeker ve baldır,

Bütün sözler içinde paha biçilmezdir,

Hikmetlerim Allah’ın lütfudur,

Seher vakti tövbe edenler için.

Kendine kızan, buğz eden yöneticiler ise Hoca’nın gördüğü ilgi ve iltifattan dolayı bir şey yapamıyorlar. Hoca’nın karizması karşısında deyim yerindeyse ezilmektedirler. Kerhen de olsa saygı duymak zorunda kalmışlardır. Bazı kadılar da Hoca’nın gördüğü saygınlıktan dolayı hasetlik ettikleri, hatta iftirada bulundukları da olmuştur. Fakat hoca ferasetiyle o iftirayı atlatmıştır. O insanlar da perişan olmuştur.

Türkün ağladığı söze Acem gülermiş

  1. bir kadı suçlu iki kişiye; “şu öküzü kesip Hoca’nın dergâhındaki ambara koyarsanız sizin suçunuzu affederim” der. Onlar da kadının dediğini yaparlar. Öküzü kaybolan kişi; “kadı efendi kaybolan öküzümün kanını takip ettim Hoca’nın dergâhına götürüldüğünü fark ettim” demesi üzerine kadı derhal dergâha giderek, Hoca’nın talebelerine ve halka vaaz verdiği bir esnada; “hoca efendi kaybolan ve kesilerek dergâhınıza (kiler) getirildiği söylenen bir öküz varmış onu arayacağız” der. Aranan öküz orada bulununca kadı; “haramdan helalden bahsediyorsun ambarında haram et bulunduruyorsun” diyerek Hoca’yı tenzil etmeye çalışır. Orada kargaşa meydana gelir. Hoca ellerini kaldırıp duasında; “Ya Rabbi, eğer bunların dediği doğruysa beni, aksi takdirde onları köpek yap” diye dua eder. Hemen oracıkta onlar köpek olur ve gelen o eti yerler.

Gene gittiği/uğradığı şehirlerde halk vaazlarını dinlemek ve kafasına takılan sualleri sorma fırsatı bulurlar o da hemen herkesin ihtiyacını karşılamaya çalışıyordu.

“İnneme’l-amel bi’l-havatim” (her iş akıbeti ile ölçülür)

Yesevî derviş ve talebelerini de takip ederdi. Bunlardan biri de epeydir gelemeyen Abdürrauf’du. Nerede olduğunu sorarak, getirilmesini istedi. Bir müddet sonra getirdiler. Abdürrauf mahcup bir halde oturur. “Hayırdır yavrum nerelerdesin?”

Sağına soluna bakan Abdürrauf, bir şeyler söylemek ister ama özel olarak anlatacağını ima eder. Süleyman’ın dışındakiler yanından ayrılırlar. Onunda ayrılmasını ima etse de Hoca; “o ben, ben oyum anlatabilirsin” der.

Abdürrauf’ta yaşadığı şu olayı nakleder: “Tacir bir tanıdığım kendine yardım etmemi istedi. Kendisiyle iki yıl süren bir yolculuğumuz oldu. Geldiğimde annemin iki gözü iki çeşme. Ağıt figan içinde ben gittikten bir yıl sonra karımın hamile kaldığını söyledi. Bu yüzden eşimi annesinin evine gönderdiğini söyledi. Söyledi söylemesine ama ben perişan oldum. Bu yüzden içime kapandım. Dışarı çıkamıyorum” der.

Hoca; “yavrum hanımınla konuştun mu? Ne diyor?”

Abdürrauf; “asla ben yanlış bir iş yapmadım” diyor.

Hoca; “eşinin soyunda yalancı var mı? yalan söyler mi?”

Abdürrauf; “hayır! zira akrabam olur. Bizim soyda da yalancı yoktur.”

Hoca; “erkek-kadın beraber gittiği bir hamama gitmişmidir?”

Abdürrauf; “mahallemizde kadınların ve erkeklerin gittiği iki ayrı hamam var. Kadınların gittiği hamam da annemle beraber giderler.”

Hoca; “evde erkek kardeşin var mı? Onun giydiği bir elbiseyi giymiş olabilir mi?”

Abdürrauf; “henüz on dört yaşındaki kardeşim onu ablası, o da onu çocuğu gibi görür. Elbiseleri de ona olmaz”

“Nazar ber kadem sefer der vatan” (Gözü ayakkabısında olanın niyeti, vatanından ayrılmaktır.)

Hoca merak ettiklerini sorup, dinledikten sonra; “Yavrum şimdi hacca gidiyorum geldiğimde bu işi çözelim. Sabırlı ol. Bir taşkınlık yapma” diye öğüt verir. Gelince iş çözülüyor. Merak edenler Gaybullah adı verilen çocuğun kimden olduğunu kitabın 421. Sayfadan itibaren okuyarak öğrenebilir.

Çile haneye girmeden önce gitmeye niyetlendiği hac yolculu esnasında yaşadıklarının anlatıldığı kitap, yolculuk esnasında ve gezerken de nasıl hayırlı işlerin yapıldığını, yapılabileceğini öğretmektedir. Bir yerde gezgen mürşitlik yapıldığı gerçeğini öğretmektedir. Zira gittiği hemen tüm şehirlerde akın akın insanlar Hoca’yı ziyarete ve dinlemeye gelmektedirler. Ayrıca bu hac yolculuğuyla Yesi’ye gelme imkânı bulamayanların ayağına giden bir mürşit örneğini ortaya koymaktadır.

Tarikata idareciliği bilen mürşit gerek,

O mürşide inançlı ve bağlı mürid gerek,

Hizmet edip pir rızasını bulmak gerek,

Böyle âşık Hak’tan nasip alır imiş.

Has müritleri Süleyman, İsmailhoca, Mansurhoca, Hoca Danişmend, Baba Maçin ve Sultan Mahmut’un oğlu Kutbeddin her birinin ayrı hikâyesi var.

170. sayfada yesevilikte yetişen bir müridin irşat için nasıl görevlendirildiğini, ritüelin nasıl gerçekleştiğini öğreniyorsunuz

Ahmet Yesevî’nin; Rukiye isminde hanımı, İbrahim isminde bir oğlu (sağlığındayken ölmüştür), Gevher isminde de bir kızı vardır. Soyu kızından devam etmiştir.

Es-sufi ibnü’l-vakt” (sofi vaktin evladıdır) diye tanımlanan müridin; tevbe, vera, zühd, fakr-miskin, sabır, tevekkül ve rıza (120) konusunda hassasiyet göstermesi gerektiği vurgulana kitap dini, kültürel ve coğrafi bilgileri muhtevi güzel bir kitaptır.

  1. sünnet’in müdafi, “Horasan Erenlerinin” piri Hoca Ahmet Yesevi’yi sadece bir şeyh olarak görmek onun konumunu sınırlandırır. O kesinlikle bir şeyhin çok ötesinde biridir. İlmi, irfanı, ahlakı ve görüşleriyle Ümmet-i Muhammed’e Allah’ın bir lütfudur. Ölümünden geçen bunca zamana rağmen hala insanlara öğüt verip, yol gösterebiliyorsa ne mutlu ona. Bende bu kitapla tekrar kendimi “çek” ettim.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.