1. YAZARLAR

  2. Engin KAŞDAŞ

  3. 2 güzel adamın gözyaşını silen mendiller ve 2 Mayısı yazmak…
Engin KAŞDAŞ

Engin KAŞDAŞ

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

2 güzel adamın gözyaşını silen mendiller ve 2 Mayısı yazmak…

A+A-

Benim için yazmak çoğu zaman kelimelerin dansı; birikir, birikir, sonra birden parmak uçlarından klavyeye dokunur ahenkle. Yaşamak hayatın bir yarısı ise yazmak diğer yarısı, hep böyle hissettim. Yazarken neyi nasıl yazacağımı hiç düşünmedim, hiç zorlanmadım. Yazacak bir şeyler vardı hep, olacak da. Yeryüzünde söylenmemiş tek bir kelime bulunmadığı bir gerçek. Lakin bazı şeyler var ki, anlatması da, kelimelere dökmesi de insanın belini büküyor. Ağır geliyor…


2 Mayıs tarihi, yazarken kelimelerin ağır ağır parmaklarıma dokunduğu bir gün oldu. Aklımda bir liderin, bir başbakanın akıttığı gözyaşları kaldı. Koltuk adamı olmakla, dava adamı olmak arasında tereddütsüz dava adamlığını seçen iki güzel insanın gözlerine dokunan mendilleri yazmak da varmış. Bu yüzden ağır, bu yüzden zor…


15 yıl önce siyasette Recep Tayyip Erdoğan ismini duyduğumuzda; sahip olduğumuz her şeyin, ideolojilerimizin, geçmişimizin, hatta kimliklerimizin ince muhasebesini yapmıştık. Sağcımız, solcumuz, ülkücümüz, milli görüşçümüz sadece Türkiye’ye değil, mazlum coğrafyalara, adaletini yitirmiş dünyaya, kaderini 5 ülkeye teslim etmiş insanlığa doğacak güneşin peşine takıldık.

Tereddüde gerek yoktu, çünkü 100 yıldır beklenen bir şeydi bu, onca yaşanmışlıkların üstüne.


Çünkü Devlet dendiğinde, darbe, postal, apolet, statüko, sulta, vesayet, sırça köşklerinde milleti hor gören adamlar, yasaklar geliyordu akla. Devlet kimileri için faili meçhullerdi, kimileri için Diyarbakır zindanları, kimileri için Dersim’di, kimileri için yasaklanan Arapça Ezan’dı, ahıra çevrilen camilerdi, şapka için kurulan darağaçlarıydı, asılan başbakan ve bakanlardı, başörtüsü yasağıydı, katsayı zulmüydü, ikna odalarıydı…


Çünkü devlet çok şeydi, ama insana dair hiçbir şeydi.


Kolay olmadı; diklenmeden dik duran bir ADAM her şeyi temelden değiştirmeyi başardı. Anlatılacak çok detay var lakin tek bir özeti var geride kalan 15 yılın: Devlet artık insan için var.

15 yıl boyunca toparlanan, şekil ve anlam kazanan her şey O’nun (Recep Tayyip Erdoğan) izlerini taşıyor. 2 Mayıs 2017 gibi…

 

“Tam 979 gün sonra bir kez daha Selamünaleyküm” diyerek başladı yeni döneme. Büyük Türkiye yolundaki en büyük adımlardan birini attı bir kez daha.

15 yılda attığı her adım, Türkiye’yi ideal olana, iyi olana, yerli ve milli olana daha da yakınlaştırdı. Her adım bir reform, her reform ayağımızdaki prangalara ve sahiplerine bir darbe oldu.

 

Avrupa “hasta adam” tezini bütün gücüyle savunurken “One minute” diyerek bütün algıları tersine çevirmişti. Zira “Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz” sözünün muhatapları karşı gelinmez olanlardı.

 

İnsanlığın medeni(!) batının kirli eli ile katledildiği coğrafyalara “dünya 5’ten büyüktür” diyerek ilham olmuştu.

O’nu durdurmak için içeride ve dışarıda dönen kirli tezgahlar tarihin utanç sayfalarında yerini aldı. Onu yavaşlattıklarında bile “Selahaddin Eyyubi durduruldu” naraları atanlar, kazandığı her zafer karşısında şapka çıkarmaktan kendi geleceklerini unuttular.

 

Kefenini giyerek çıktığı bu kutlu yolda onun için “taraf” olmak yalnızca milletin çizdiği istikametti. Milletinden taraf olduğunu her fırsatta yineledi, lakin omuzunun üstünde kafa yerine büst taşıyanlar bunu idrak etmek yerine, karşısında ceple aldılar.

 

Bu yolda yalnız değildi elbette; “Beraber yürüdük bu yollarda” dediği dava arkadaşları, kardeşleri, “kardeşim” dedikleri vardı yanında. Millet vardı arkasında…

 

Başkaları da vardı yanında; “mış gibi” görünen. Kimi kibirli, kimi kaprisli, kimi ihtiraslarını her şeyin önünde tutan. Her dönemin adamları vardı bir de, ekranları mesken tutup nabza göre şerbet verip rüzgara göre yön değiştiren…


2 Mayıs’a kadar yaşanan her olay, her gelişme turnusol kağıdı görevi gördü. Yol arkadaşlığının iki rengi “Vefa” ve “sadakat” tarihimizde hiç bu kadar önem kazanmamıştı. O gün iki güzel “ADAM”ın gözyaşlarını silen iki mendil, bunun şahidi oldu. “İhanet” belki de bu yüzden her defasında dönüp sahibini vurdu. O’nu aklı sıra yüzüstü bırakanlar itibarın da, seviyenin de en dibini gördü.

“Vefa” ve “Sadakat” denince, yazılmayı en çok hakeden isim şüphesiz Başbakan Binali Yıldırım. O “Yolların kuralı olur” dese de birilerine göre “Yolların kralı”, “Efsane bakan”… Kimilerine göre Cumhuriyet tarihinin gelmiş geçmiş en icracı bakanı…

Ama O’nu en iyi, AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan olduktan sonra sarfettiği “Az konuşup çok iş yapacağız” şeklindeki sözleri özetliyor.

 

Aşkını, sevdasını, tutkusunu ve kavgasını emanet etmek kadar, emaneti taşımak, emanete sahip çıkmak, emanete ihanet etmemek de kolay değil. Hele siyasetteyseniz, hele aldığınız emaneti yıkmak için bütün dünya pusudayken…

AK Parti’nin kurucu genel başkanı, AK Parti hareketinin lideri, büyük dava adamı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 979 gün sonra Anayasal zorunluluk nedeniyle ayrıldığı partisine 2 Mayıs 2017 günü yeniden üye oldu. 16 Nisan referandumundan çıkan “EVET”in ilk icraatı siyasette yeni bir dönemin kapılarını aralarken, gerek AK Parti gerekse ülkemizin geleceği adına tarihi bir adım oldu.

2 Mayıs günü, iki güzel adamın gözyaşlarını silen iki mendil, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın; “Bizim kardeşliğimiz rüzgâra göre yön değiştirmez, bizim kardeşliğimiz ahirete kadardır” şeklindeki sözlerinin de şahidi.

 

Biz o iki mendili yazmaya değer gördük; gerisini rüzgara göre yönünü tayin edenler, renksizler, suskunlar, pratiği teorisinin çok gerisinde olanlar düşünsün…

AK Parti’nin Recep Tayyip Erdoğan’a döndüğü yeni dönem hayırlı mübarek olsun…

Selam ve dua ile

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.