1. YAZARLAR

  2. Nadir YILDIRIM

  3. 15 Temmuz Neden Oldu? (1)
Nadir YILDIRIM

Nadir YILDIRIM

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

15 Temmuz Neden Oldu? (1)

A+A-

Ne ekersen onu biçersin”, “Tarih tekerrürden ibaretse tekerrür ettirmeyindiyerek uyaran ecdat, “bugünün problemleri dünün çözümlerinden kaynaklanır[1] prensibini ileri süren uzman. Hepsi de aynı şeyi söyler.

Ve biz, hiçbir tohumun, kendine uygun zemin bulmadan filiz vermeyeceğini, yeşeremeyeceğini, dal budak olup, kök salmayacağını da biliyoruz.

Peki bu şehit yadigarı topraklarda, bu ihanet tohumu nasıl yetişti?

15 Temmuz’un bir sonuç olduğunu hepimiz biliyor ve meydana gelen olayların anlamsızlığı üzerinde fikir yürütüp, nasıl böyle bir durumla karşı karşıya kaldığımızı tartışıyoruz. Bu örgütlerin uluslararası boyutu, illegal örgütlerle ilişkileri, gayr-ı meşru yapılanmasının istihbarî, adlî, idarî boyutuyla çok yönlü bir ağa sahip oldukları ortada. Paralel İhanet Çetesi FETÖ’nün, kendisine tabi olanları, hem dünyaya hem de cennete açılana kapıları açtığına inandırdığı maymuncuk anahtarı vaadinde bulunarak, bir işgal planına alet oldukları çok açık.

İhanet filmini geri sarıp izlediğimizde, örgütün, ihanet planında kullanmak üzere küçük bir esnafın çok kısa zamanda zengin bir tüccara dönüştürdüğünü, alt düzey bir memuru, ışık hızıyla geçilen kariyer basamaklarını atlatarak, üst düzey bir bürokrata çevirdiğini, bir öğrencinin önünde bulduğu cevap anahtarlarıyla girdiği sınavlarda, puanlarla şişirilerek, “hizmet paketine” reklam malzemesi olarak hazırlandığına şahit olduk.

Yıllarca kültürel refleksleri felç edilmiş, yozlaşmış ahlaki zeminde onursuzluğu onur, hak-hukuk gaspını mesleki başarı, eğitimin sözde hizmet köleleri haline getirildiği, mankurt akılların, başarı öykülerinde yer aldıklarını, rolünü “ulvi” bir amaç uğruna yaptığına inandırılanlar, kendisine verilenlerin diyetini ödeme zamanı geldiğinde de ödediğini izledik. Oysa bu milletin tüm bunlara dur diyebilecek, siyasi, idari, dini ve ahlaki yapısının omurgasında hayati öneme sahip ve iyi kötü herkes tarafından açıkça anlaşılan, farklı kavramlar tanımlansa da şöyle yada böyle üzerinde hassas davranılan referans değerleri var: İşi ehline vermek (liyakat), kul hakkını gözetmek, helale yakın, harama uzak olmak, güzel ahlaklı olmak, ikiyüzlü olmamak, iftira etmemek, koğuculuk yapmamak, takiyye yapmamak, yalan söylememek, aldatmamak, vatana, millete, devletine bağlılık, sadakat ve güven, emanete hıyanet etmemek, adaletli olmak…FETÖ ve benzer ahlâka sahip olanlarca, her biri, tek tek, kılıfına uydurularak, bozuldu, yozlaştırıldı, çiğnendi. Dünya menfaati altın tabakta sunuldu, benlikler de şeytana şakirt oldu. Makam ve mevkilere gelmesi için pazarlanan zayıf karakterli şahsiyetler, liyakatin esas alındığı bir sistemde asla ulaşamayacakları statülere gelirken bu ilkeleri görmezden geldi. Küçük hesapları ve çıkarları uğruna, gerektiğinde kendilerine tevdi edilecek illegal görevi hiç düşünmeden yerine getirdiler. Hak olanı sahibine vermek, kazanç kapısı hulle ile hileli bir ibadete dönüştürüldü. Rüşvete himmet maskesi takarak kul hakkını hesaba katmayanlar, hakkı olmayana el uzattılar. Kolay ve çabuk kazanmanın sevinciyle kendilerine bu kapıları açan şeytanın maymuncuk anahtarlarının şıngırtısını takip edip, cehenneme giden bütün kapılardan koşarak geçtiler. İş isteyenden, memur olmak isteyene varıncaya kadar, sınav soruları ve cevaplar kendilerine sunulduğunda, bunun yüzbinlerce insanın hakkına girmek olduğunu düşünmeden, sadece görev alabilmek için, torpillenmiş işlere yerleşerek, %’ bilmem kaç kuruşluk zehirli yeme balıklama atladılar. Kendilerinden olmayanları aforoz eden zihniyetin, engizisyon mahkemesinin savcısı, hâkimi olup, infaz kararına ortak oldular. “Tanrıdan rol çaldılar”.

İslami ve insani kardeşlik ölçülerini, örgüte yakınlık ve yayınlarına, “abonelik” sayılarıyla ölçtüler.

Sahte dostluklarla, insani ilişkileri kullanılıp, devletin ve millet aleyhine “hoca/efendi/imam/abi/abla” kisvesiyle pazara çıkan çığırtkanların talimatlarıyla hareket edip onları “resul” makamında gördüler. Allah ile aldattılar. Allah ismini duyduğunda mahcubiyet içinde olan milyonlarca insana, iblise parmak ısırtacak tuzaklar kurdular.

Sözde çocuklarına daha iyi bir gelecek sunmak isteyen anne babalar, sahte düşük ayar “altın nesil” yaldızlı çocuklarının, sinsi bir planın yıldız kadrosunda yer alması için, imalathanelerinde “ramat” oldular. Örgütün çakma altın nesil hâkimleri, düzmece adalet kararları ile Devlete “güveni” “hukuku” ve “adalete” saygıyı parçaladı.

15 Temmuz gecesi, şeytana ruhunu satanların, diyetlerini verme, borçlarından geriye kalanı ödeme gecesiydi...

FETÖ ve benzeri yapılar, ahlaki olarak kendilerine benzeyen, kültürel olarak çok da ayrı olmayan, ihanet ahlakına eğilimli, ilkesel olarak zayıf, milli ruhtan yoksun, her siyasi kesimden bireylerle işbirliği yapmıştır.

FETÖ sadece bir örgüt değil bir ahlaksızlığın, kokuşmuş karakterin, omurgasız kişiliğin adıdır. Eğer uygun zemin bulurlarsa, parazitli kanser hücresi gibi önce bünyeye parazit olacak, sonra kendine yaşam alanı bulacak daha sonra da bünyeyi ele geçirmek için her yolu mübah kılıp ihaneti için kullanacak, kullanılmaya müsait hale getirecektir.

Unutmamak lazım ki Habil’de Kabil’de Adem’in çocuklarıydı.

Darbe de terör de milli ve insani iradenin tecelli ettiği yer olan devlet iradesini vesayetle yönetmeyi amaçlayan alçak bir girişimdir. Bu iki alçaklık, 15 Temmuz gecesini planlayan süfli ruhun emelleriyle karşılaştırınca, terörün sokak kavgası, darbenin asker hezeyanı kaldığı görülür.

Toprağı vatan, kalabalığı millet, kabileyi devlet yapan ruh, tarihin derinliklerinden gelen kültürel değerleri temel alan kurumsal yapıların bağımsız ve egemen bir irade ile yönetilebilme iradesidir. Bu irâdenin (Devlet) bekâsı, uğrunda şehadeti göze alan, birbirine güvenen, yüreği ve bileği, ebedi birbirine bağlanmış insanların varlığına bağlıdır.

Bir gece düşünün ki mel’un bir iblisin çakallarını salıverdiği, domuzlarını üzerinize kusturduğu, akrepleriyle göz bebeklerinizi oymaya kalkıştığı, Allah’ın adını maske yaparak, emeğinden, ekmeğinde, zekâtından, sadakasından, umutlarından beslendikleri, şehit kanıyla yoğrulmuş toprağı ve sahiplerini yüreğinden hançerlemeye kalkışan, omurgasızların, beddua ayinleriyle, Alamut çukurundan başkaldırmaya çalıştıkları bir gece…

15 Temmuz’da meydana gelen şey, ihanet kelimesinin “masum” kaldığı, “21. Yüzyıl haşhaşilerince” sahneye konulan, topyekûn Türk Milletini ve İslam Dünyasını hedef alan, paranoyak bir ednânın suikast teşebbüsüdür.

Bu suikast, kültürel değerlerimizin omurgası İslam, bütün unsurlarıyla; Peygamber, Kur’an, hizmet, himmet, cemaat, hoca, imam, sadaka, şehadet ve bunların üzerinde yükselen diğer sosyal yapılar, tahrip edilerek, siyasal, sosyal, ekonomik yapının, can damarı “güven” parçalanmak istenmiştir.

Devletin savunma unsurları, ordu ve emniyet yaralanmış, peygamber ocağı kirletilmiş sınırlar ihlal edilmiş, risâlet mihrabının sembolü olan öğretmenlik, eğitim kurumları aşağılanmış sınıflar kirletilmiş, kirli emeller uğruna bütün gençlik ve geleceğin teminatı olan çocuklar kullanılmış, gençlerin masum zihin bahçesine ihânet tohumları ekilerek, bataklığa dönüştürülmek istenmiştir.

Aile kurumu, süfli emeller uğruna ve pazarlanarak, “katalog evlilikleriyle”, “Türk kadını” yozlaştırılarak militanlaştırılmaya çalışılmış, adalet algısı tarumar edilerek, hukuk ve yerle bir edilmiş, ihaneti meşrulaştırılmak için hâkim cellatlar görevlendirilmiştir.

Kurum ve kuruluşlara, kanserli hücreler gibi hastalıklı kişiler yerleştirilerek, bunların mahremiyeti, dış mihrakların koynunda geceleyebilmek adına şeytani oyunlarla, takas edilmeye çalışılmıştır.

 

 

[1] Peter Senge

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.