En son Nuray Mert’in Milliyet’ten kovulması ile aynı mesajlar tekrar dolaşmaya başladı gazeteciler arasındaki konuşmalarda. Genel kanaat şu: Muhalif isimler tek tek ayıklanıyor.
Tamam… Gönderilenlerin siyasi iktidara muhalif bir duruş sergiledikleri doğru belki ama bu, tek doğru mu?
Mesela Oray Eğin aylar önce Akşam’dan kovulunca hemen ne yaman bir muhalif olduğu ve bu yüzden kovulduğu piyasaya sürüldü. Ama Eğin gerçekten sırf bu yüzden mi gönderildi? O cephedeki dostlarıyla birlikte yıkım ekibi gibi kampanyalar yürütmesinin, kurmalı bir saat gibi talimatla yazı yazıp kendi yayın yönetmenini bile itibarsızlaştırmak için girdiği işbirliklerinin, sayfasını ve çevresini aşan kötücül duruşunun hiç etkisi yok mu bugün piyasada olmamasında.
Mesela şimdilerde “Muhalif olmak ne zormuş. Yeni çıkan kitabımı alın da okuyun” pazarlaması derdinde olan Ece Temelkuran… Bu önlenemez kendi kendini pazarlama gayretinin yazılarını ve duruşunu belirlemesi hiç mi etkili değil bugün kapı önüne konulmasında? “Sırf pazarı var diye” sanki daha önce hiçbir gazeteci tutuklanmamış, kimse uzun yargılama garabetiyle karşılaşmamış gibi Ahmet Şık ve Nedim Şener üzerinden vicdancılığı oynayıp o oyunun kendisini esir almasında ve kalemini ve beynini tek bir konuya hapsetmesine engel olamaması… Bu hapiste gazeteciliğinin militanlığa doğru evrilmesine dur diyememesi… Militanlaştıkça savrulması ve açıkça Nuray Mert çizgisine kayması… Kaydıkça militan ruhunu gazetedeki köşesinin kesmemesi ve sosyal medyada eyyama başlaması, eyyamlarının çoğu zaman yalan çıkması, özür dileyip geri adım atıp sonra kaldığı yerden devam etmesi… Hiç mi etkili değil?
Nuray Mert mesela. Hükümete karşı olmayı hükümetin karşısında kim varsa haklıdır pozisyonuna getirmesi ve açıkça PKK-BDP çizgisine savrulması, BDP’lilerle birlikte mitinglere katılıp zafer işaretleri yapması, gazetelerde köşe yazan siyasilerden bile daha fazla siyasi taraf olarak kalemini bilemesi ve biledikçe “Hükümet Güneydoğu’ya yol yapıyor çünkü yapılacak katliam için işi kolaylaştırmak istiyor” mealinde öngörülerle karşı cepheye gol atmaya çalışması… Artık yazılarının da, konuşmalarının da sadece kavga için bir araç olması… Muhaliflikle ilgisi olmayan bir takıntı değil mi?
Sadece bu kadar mı?
Mesela başladığı hiçbir sorunun sonunu getiremeyen ve uzattıkça soracağı sorudan uzaklaşıp hem konuğuna hem de izleyicilerine baygınlık getiren Banu Güven’in hiçbir ideolojik duruşunu bilmememize rağmen sırf işini beceremediği için kovulmasını muhalifti de o yüzden diye sunmak…
Yine ismi “yarım adam”a çıkan Mirgün Cabas’ın NTV’den gönderilince kendi kifayetsizliğini muhalifliğe izafe etme zorlamaları… Üzerine aslında hiçbir zaman giyinmemiş olan bir duruş giydirilmeye çalışılması…
Biraz komik olmuyor mu artık?
Tamam… Medya artık Nagehan Alçıların, Rasim Ozanların, Sevilay Yükselirlerin, Salih Tunaların, Ahmet Kekeçlerin, Faruk Mercanların medyası biraz. Yüzünüzü nereye çevirseniz onları görüyorsunuz. Yukarıda saydığımız bir dönemin vazgeçilmezlerinin yerine bunlar geçti.
Ama bu; biraz da zamanın ruhunun yansıması. Onların yüzlerinde vücut bulan Türkiye yeni Türkiye. Ancak zamanın bu ruhunu anlamak yerine “Muhaliftiler de gönderildiler” gibi bir kolaycılığa kaçmak, tam da bu yeni tipleri her yerde hâkim kılan çürümeyi güçlendirmez mi?
Şapkamızı önümüze koyup hiç olmazsa az biraz dürüst olsak? Yoksa olmaz mı?
*ERSİN TOKGÖZ'Ü TWITTER'DA DA TAKİP EDEBİLİRSİNİZ:
http://twitter.com/#!/ersintokgoz