1. YAZARLAR

  2. Ahmet Belada

  3. PEYGAMBERİMİZ’DE DİPLOMASİ VE İSLAMA DAVET MEKTUPLARI
Ahmet Belada

Ahmet Belada

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

PEYGAMBERİMİZ’DE DİPLOMASİ VE İSLAMA DAVET MEKTUPLARI

A+A-

Hz. Muhammed Mekke’de Risalet görevine başladığında hükümet edeceği bir devlete sahip değildi. Peygamberimizin elinde, Mekkeli hemşerileri tarafından zulüm ve işkenceye tâbi tutulan, kendisine bağlı az sayıda kimselerden müteşekkil küçük bir cemaati vardı.

Mekke’de Mekkelilerle elbette bazı temasları olmuştur. Buna diplomasi denmesinden ziyade ikili ilişki denebilir. Mekke dönemi; 1-çağrı, 2-azlık, 3-zayıflık, 4-sıkıntı dönemi niteliğindeydi. Bu dönemde Müslümanlar için, yasama ve hüküm vermeyi gerektirecek bir durum yoktu.

Hz. Muhammed ancak Medine’ye Hicretten sonra, riyaset etmeye başlamıştır. Yeni bir site (şehir-devlet) biçiminde teşkilatlandı. Müslüman camiasının sinesinden fışkıran gerçek manada bir diplomatik (siyasi) faaliyet başlattı. Bu dönem, 1-huzur, 2-güven, 3-istikrar, 4-çoğulcu dönemdi. Bu dönemde İslam, siyasi ve sosyal açıdan kendisine özgü bir yapı kazandı. Mekke döneminin tekrarını gerektiren bir neden yoktu. Artık İslam büyük oranda tamamlanmış (Kuran), iman edilmesinin ve uygulanmasının gerekliliği açısından bölünme kabul etmeyen bir bütün haline gelmişti.

O’nun Medine’ye hicretinin hemen ilk haftasında o bölgede, yerleşik Arap ve Yahudi kabileleriyle, daha sonra Medine ve Kızıldeniz arasında oturan kabilelerle, askeri ittifaklar akdetmek maksadıyla girişilen müzakereleri bizzat başlattı ve yönetti.

Zaman zaman muhtelif kabilelerle diplomatik görüşmeler de yapıyordu. Gerçek manada ilk diplomatik hareket ise Bedir Harbi’nden kısa bir müddet sonra Habeşistan’a gönderdiği elçiyle olmuştur.*

Bunun dışında, özellikle hicretin altıncı yılının sonlarına doğru Resûlullah komşu hükümdarları (Bizans, Sasani, Habeş vs.) İslam dinine davet etmek gayesiyle müteaddit mektuplar gönderdi.

 

ELÇİ SEÇİMİ

O zamanki ortamı düşünecek olursak liyakatli, yetişmiş diplomatlar meselesi mevzubahis değildi. Peygamberimiz ortaya çıkan durum ve şartlara göre en muktedir ve güzel söz söyleyebilen, belagat sahibi, İslam ilahiyatı hususunda iyi yetişmiş, zahid ve dinin en ayrıntılı ahkâmını titizlikle yerine getiren kimselerden seçerdi.

Peygamberimizin diplomat seçiminde valilerine şöyle yazdığı rivayet edilir: “Şayet bana bir haberci (elçi) gönderecek olursanız bunun, vechi  (yüzü) güzel, yakışıklı ve adı iyi olanlar arasından seçiniz.” Bu durum bazılarınca garip gibi gözükebilir. Oysa elçilerin dış görünüşü insanlar üzerindeki etkisini, ismi mensubu olduğu toplumu belirler. Yerinde ve zamanında konuşmasını bilen, söyleneni anlayan kişilerden elçi seçilirdi. Nitekim Bizans’a elçi olarak gönderilen ve Hükümdarın huzuruna iki defa çıkan Dıhyet’ül-Kelbi’yi hatırlayalım. Kendisi o kadar yakışıklı ve mütevazı idi ki, Allah Cebrail’i Dıhye’nin suretinde göndermiştir.

Ayrıca seçilen elçiler, eğer bir yere gönderilecekse daha önce oraya gitmiş olmasına dikkat edilir; hatta az da olsa gideceği yerin dilini bilmesi istenirdi.

Anlaşılan o ki, diplomaside elçi olayı büyük önem arz etmektedir. Bir de elçi ne maksatla gönderilecekse seçim ona göre yapılır; temsil ettiği kişi veya kurumu iyi temsil edecek olan kişiler gönderilirdi.

 

GÖNDERİLEN MEKTUPTA HİTAP ŞEKİLLERİ

Mektupla diplomasi yapılması gerekiyorsa mektup, gönderilen kişilerin ve devletlerin durumuna göre değişiyordu. Belki genel bir kaide olarak zikredilmese de, muhatabın durumuna göre de değişiyordu. Umumiyetle devletlere yazılan mektubun kâğıdı parşömenden, kabile reislerine ise deri parçasından olurdu.

Peygamberimiz mektuplarında sırasıyla şu ifadeleri kullanmıştır:

1-“Senin adınla Allah’ım” diye yazdı. Bir süre böyle devam etti. Sonra; “…onun(geminin) akıp gitmesi de durması da Allah’ın adıyladır.”(11-41) ayeti nazil olunca;

2-“Bismillah” diye başladı. Bir müddet böyle devam ettikten sonra “De ki: İster Allah diye çağırın, ister Rahman diye çağırın. Hangisiyle çağırırsanız, nihayet en güzel isimler O’nundur.”(17/110) ayeti nazil olduktan sonra bir müddet de;

3-“Rahman olan Allah’ın adıyla” diye başladı. Neml, 30. “O, Süleyman’dan (geliyor) ve Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla (başlamakta) dır.” Neml, 30. Ayetinin inmesinden sonra bütün mektuplarına;

4-“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyladiye başladı.

Nitekim Allah Resulünün besmele yazılı mektubu Kayser’e geldiğinde onu okudu ve besmeleyi kastederek;  “Böyle bir mektubu Davut oğlu Süleyman’dan sonra görmüş değilim.” Dedi.

Görüldüğü gibi, Peygamberimiz bütün mektuplarında Allah’ın adını anarak başlıyor.

 

RASULULLAH’IN DİPLOMASİDEKİ MAHARETİ

Mekke’deki durumu yukarda izah ettim. Medine’ye Hicret ettiğinde ise etrafı düşmanla sarılıydı. Güneyde müşrik Kureyş, kuzeyde Hayber Yahudileri ve Gatafan Kabilesi, içerde ise Yahudi Kabileleri (Ben-i Kaynuka, Ben-i Nadir, Ben-i Kurayza) ve Münafıklarla beraber Müşrik Araplar. Bunlar sürekli tehlike oluşturmaktaydı. Aslında bütün Arap Yarım adası O’na karşıydı. O tüm bunlara rağmen karamsarlığa düşmedi.

“MEDİNE VESİKASI” diye de maruf olan İslam’ın ilk, hatta insanlığın da sayılı anayasalarından kabul edilen Medine’deki bütün grupları muhatap alan metni kaleme aldı. Böylece iç güvenliği büyük oranda sağlamış oldu. Böylece kendine  (İSLAMA ), karşı olan gurupların birlikte hareket etmesine de mani oldu. On yıl gibi kısa bir sürede bütün muhalif güçleri siyasi dehasıyla pasifize etti. O Arap Yarımadasının tartışmasız hâkimi olmanın yanı sıra, aynı zamanda Arap kabilelerini bir yönetim altında toplayıp birleştiren, onlara barış ve esenlik sağlayan ilk insandı. Bu O’nun siyasi yeteneğinin ve diplomatik manevrasının bir sonucuydu.

Yönetici olarak adaletle hükmedip, insanların hayat tarzını ve sosyal düzenini bütünüyle değiştirdi. Öyle ki:

                  *Anarşiyi, kanun ve nizamla,

                  *Kabilevi kan davalarını, bütünlük ve disipliniyle,

                  *İç bölünme ve çatışmaları, kardeşlik bağıyla,

                  *Zulüm ve katli, adalet ve insan hayatına hürmetle,

                  *Müstehcenliği ve zinayı, edep ve iffetle,

                  *Fıskı, fazilet ve takvayla,

                  *Sınıf ayrımını, kardeşlikle,

                  *Putlara tapmayı, Allah’a iman ve itaatle değiştirdi.

Bu anlamda hiçbir devlet yöneticisi ile mukayese edilemeyecek üstünlüğe ve meziyete sahiptir.

 

GÖNDERİLEN MEKTUPLAR

Hiç şüphesiz Peygamberimiz ülkenin çeşitli bölgelerinde bulunan kabile şeflerine, zekât ve vergi toplayıcılarına; Kuran’ın emirlerini, mal ve toprakların bağış belgelerini ve farklı nitelikteki diğer düzenlemeleri ihtiva eden pek çok mektup yazdı.

Ancak O’nun önemli mektupları Arap Yarımadası çevresindeki sekiz devlet başkanı ve kralına yazdıklarıdır. Bu mektuplar hicretin altıncı yılında, yani Hudeybiye Anlaşmasından sonra gönderilmiştir. Mektuplar İslam’ı kabul etmeleri için davet niteliğini taşıyordu. Mektuba Besmele ile başlıyor, ardından “Allah’ın Resulü Muhammed’den” ibaresi yazılıyordu. Bilahare mektubun yazıldığı kimsenin ismi yer alıyordu. Her mektup şu şekilde sona eriyordu: “…İslam’ı kabul edersen selamet bulursun, şayet Allah’ın bu mesajından yüz çevirirsen bütün tebaanın (halkın) günahı senin üzerine olacaktır.” Mektubun sonunda da “Allah Resulü Muhammed” mührü bulunuyordu.

Bahsi geçen sekiz mektubun gönderildiği ülke ve kişiler:

 

 

Mektubu Götüren Elçi

Gittiği Yer

Götürdüğü Hükümdar

Netice

1

Amr b Umeyye ed-Darimî

Habeşistan

Necaşî

Müslüman oldu.

2

Dıhyet’ül-Kelbî

Rum/Bizans

Herakl

İyi karşıladı

3

Hatıp b Ebi Belka

Mısır

Mukavkıs

İyi karşıladı

4

Ala b El- Hadremi

Bahreyn

Münzir b sava

Müslüman oldu

5

Abdullah b Huzafe

Pers (iran)

Kisra

Kötü davrandı

6

Amr b As

Umman

Cafer ve Abd el-Cülenda

Müslüman oldu

7

Salit b. Amr el- Amiri

Yemâme

Hevze b Ali

Şart koştu…

8

Şüce b. Vehb el- Esedi

 Şam

 Haris b. ebi semir

 Meşkuk

 

Tabloda da görüldüğü gibi gönderilen bu mektuplardan birçoğu taraflarca olumlu karşılandı. Şart koşanlar (Yemen) oldu, inanmasa bile iyi karşılayanlar oldu (Mısır ve Rum) ama Pers kralı oldukça çirkin muamelede bulundu; hatta mektubu yırtıp elçiyi şehit etti.

Bu mektuplardan anlaşılan o ki;

Resûlüllah’ın davetinin bütün insanlık için olduğunu ve Müslümanların hangi vasıta ve imkânla olursa olsun dünyanın her köşesine İslam davetini yaymak zorunda olduğunu anlıyoruz.

Günümüzde de mensubu olduğu dininin ve ülkesinin gerçeklerini, mefkûresini anlayan kirşlerden Büyükelçiler seçilmelidir. Gittikleri yerde gördüklerinin tesirinde kalarak, din ve kimliklerini unutanlardan değil.   

 

*AMR’UBN ÜMEYYET’İD – DAMİRİ:  Henüz Müslüman olmamış biri, daha sonra Peygamberimiz birisinin kurtarılması için bir kez daha Mekke’ye gönderdiği bilinmektedir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.