SEÇİLMİŞLERİ atanmışlara kul etmeyiz... Bir ilke olabilirdi... Bugün, yüzlerce “seçilmiş”, öyle ya da böyle, “atanmışlar”ın kolluk ve yargı tasarrufları sonucu hapiste olmasaydı.
Seçilmişleri atanmışlara kul etmeyiz... Bir ilke olabilirdi... Bugün, milyonlarca insanın oyuyla “seçilmişler”, halk temsilcisi sayılmamak için bin dereden su getirilmeseydi.
Seçilmişleri atanmışlara kul etmeyiz... Bir ilke olabilirdi... Bugün, öyle ya da böyle, seçilerek dokunulmazlık kazanan nice iktidar mensubu gibi, “içeride” iken “seçilmişler” de hapiste olmasaydı.
Seçilmişleri atanmışlara kul etmeyiz... Bir ilke olabilirdi... Bugün anamuhalefetin “seçilmiş” genel başkanı bir kasetle gitmemiş; ikinci muhalefet partisinin genel başkanı kaset tehditleri altında bulunmamış ve iktidar bunları aydınlatabilmiş olsaydı.
Seçilmişleri atanmışlara kul etmeyiz... Bir ilke olabilirdi... Bugün, fikirleri, var oluş hakları, haysiyetleri, seçimleri, seçilmişlikleri, arkalarındaki irade, kendi iradeleri her türlü vesayet ve baskıya karşı değerli görünmeyi hak etmiş bir iktidar ve çevresi; başka fikirleri, başkalarının var oluş haklarını, haysiyetlerini, seçimlerini, seçilmişliklerini, arkalarındaki iradeyi, siyasi iradelerini de her türlü vesayet ve baskıya karşı aynı derecede değerli görseydi. HES’e, paralı eğitime karşı en basit “Anayasal gösteri hakkı”nı kullanan üniversiteli çocuklar, puşi takanlar, bilet satanlar, bir ölümü protesto edenler, “atanmışlar” tarafından 9 yıla 11 yıla zincirlenirken, “seçilmişler” buna da yanabilse, itiraz edebilse, bu çocukları kul köle saymasaydı.
Bu tutarlı bir ilke ise; Anayasa, kanunlar ve bilhassa zihniyetiniz, icraatınız, özeleştiriniz, ufkunuz derhal buna göre şekillenir. Yok, değilse... Kendiniz için yoğurur, kendiniz için yontar, kendiniz için eker biçersiniz. Atanmışlarınızın bir kısmını başka atanmışlarınıza kul etmemek için, onlara özel kanun yaparsınız.
Yok, sözünüz gerçekten derin, köklü mana taşıyorsa... Yani, polis ve yargının, kimi emniyetçiler ile kimi savcıların MİT operasyonunu “seçilmişlere karşı” görüyorsanız... Adını tam koyarsınız. Bunun “size karşı (da) darbe, en azından kuşatma, vesayet girişimi” olduğunu anlatırsınız. Bunun niyetini, tıynetini, kaynağını tam telaffuz edersiniz. Öyle, “Yargı, emniyet, asker, istihbarat büyük bir koordinasyon içinde”... Öyle, “Kimse ellerini ovuşturmasın, fitne tohumları yeşerir umuduna kapılmasın, kriz duasına çıkmasın”... Öyle, “Ne devletin kurumları ne de milletin evlatları arasında bir çatışma ve husumet yoktur” demekle yetinmezsiniz.
Madem büyük koordinasyon içindeler... Madem fitne tohumları yeşermez... Madem çatışma ve husumet yoktur... Biz mi aldık, görev süresini sizinle birlikte tamamlayan kendi atadığınız Genelkurmay başkanınızı, seçilmişlere karşı husumetten... Biz mi aldık, o polisleri, o savcıyı hemen görevden... Biz mi hemen kanun yaptık, fitneye, husumete, krize, kimi devlet kurumuna, kimi millet evladına karşı... Hiçbir sorun yoktu da... Allah sağlık versin size, bize, hepimize; iyileşir iyileşmez... Telekonferansla bağlanıp da bizim çocuklara... Biz mi dedik... “Seçilmişleri atanmışlara kul etmeyiz” diye!
Kuşatana, kendi deyişinizle kul etmeye niyetlenene tek laf etmeden, neden başkasına kızıyorsunuz ki!